banner392
 

Birçoğumuzun yaptığı şeydir: İşten geliriz, yorgunuzdur. Elimizi yüzümüzü yıkar, yemeğimizi yeriz. Hem biraz kafamız dağılsın hem de yorgunluğumuz geçsin diyerek, televizyonu açarız. Başlarız kanalları karıştırmaya. Hep de yakınırız, televizyonda izlenecek bir şey olmadığından… Buraya kadar anlattığım şeyler normaldi. Yukarıda bahsettiğim izleyici kitlesinden hariç bir başka izleyici kitlesi daha var ki bu kitlenin durumu daha da vahimdir. Bu kişiler de aynı şekilde televizyonu açarak kanalları rastgele karıştırır ve herhangi bir yerde kendini durdurarak rastgele bir kanalı açıp onu izlemeye başlar. O izlediği şey, iyi mi kötü mü diye düşünme zahmetine bile katlanmadan… İşte bu ikinci tip izleyici kitlesinin durumu daha da kötüdür.  Bu kişi izlediği şeylerle kendini zehirlemekle kalmaz, ailesini, çocuklarını ve çevresinde kendisi gibi bilinçsiz insanları da zehirlemeye başlar. İzlediği şeylerin ahlaka vb. birtakım insanî değerlere uygun olup olmamasının onun için hiçbir önemi yoktur. O, sadece makineleşmiş bir biçimde televizyon karşısına geçer ve izlediği şeyleri başkalarına da anlatarak onları da bu fırtınanın içerisine çekmeye çalışır. Çocuklarının gelişimini umursamaz bile. Onlar gelişiyormuş, gördükleri her şey bilinçlerine kazınıyormuş, onun için bunların da hiçbir önemi yoktur. O, sadece zaman öldürmenin peşindedir. Peki, sizce bu kişinin yaptığı şey doğru mudur?  Önce çocuklardan başlarsak; onlara o yaşta gösterilen ya da izletilen her şeyin onların akıllarına bir bir kazındığını neden unutuyoruz?  Aslında bu tip kişiler, izledikleri şeylerle sadece kendilerine zarar vermekle kalmıyor, çocuklarını da önemsemeyerek bozuk bir neslin kapılarını aralamış oluyorlar. Özellikle son zamanlarda medyada, bizim manevî ve ahlakî değerlerimizle alay eden kesim türedi. Bu kesim, bizim geleneklerimizle, ecdadımızla, ahlakımızla öylesine oynuyor öylesine dalga geçiyor ki, biz ise uyuşuk beynimizle bunun farkına bile varamıyoruz. Onlar aslında bizi uyutup, bize ağrı acı vermeden(!), olaylara müdahale etmemizi önleyerek bizi paramparça ediyorlar. Peki, bu kesimin artmasına fırsat verenler kimler? Bu kesimin artmasına sebep olan bizleriz. Sonra da yakınıyoruz; çevremizdeki tahammülü kalmayan, saygısız insanlardan… Şunu unutuyoruz: Bir ürüne talep ne kadar artarsa, o ürünün üretimi de o kadar artar. Bu durum da aynı…

Aileler, çocuklar, gençler her gün gözlerimizin önünde acımasızca zehirleniyor. Onlar bunun farkına bile varamadan hem de… Çünkü medyada gördüğümüz her şey, bize masummuş gibi gösteriliyor. Daha gelişme çağında olan, ne verirsek onu alan çocuklar örneğin; dizilerde izlediği karakterlere benzemeye çalışırken heba olup gidiyorlar. Bir haber izlemiştim: Küçük bir çocuk, Spider Man karakterine özenip camdan atlamış ve oracıkta can vermiş. Sırf bu filmdeki karaktere özendiği için… Ne kadar acı öyle değil mi?  Bu sadece bir örnekti. Bunun gibi çevremizde bir sürü örnek bulabiliriz, tabii ki bilinçli bir şekilde çevremize bakabilirsek. Günümüzde en etkili araç olan medya, bilinçsizce kullanıldığında bize yöneltilen bir silaha dönüşebiliyor. Ailelerin, gençlerin ve henüz gelişme çağında olan çocukların iliklerine kemiklerine sirayet eden bu zehir önlenemezse sağlıklı bir nesli yok edebilir. Toplumların yaşam biçimlerine, ahlakî ve manevî değerlerine acımasızca müdahale eden bu güçler, bunların farkına varamayalım diye bizi kendilerine bağlayıp, bizim okumamıza, kendimizi geliştirmemize fırsat bile vermiyor. Biz de medyanın kurbanı olup çıkıyoruz yeryüzüne. Peki, bize düşen görev nedir?  Bize düşen görev, okumaktır. Okuyup bilinçlenmek ve her şeyin farkına varmak. En çok da kendimizin… Ancak bu şekilde bu savaşı kazanabiliriz.

HAMİDE YURTSEVER –KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ-TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ -  KOCAELİ KADIN YAZARLAR GRUBU

 

 

 

Misafir Avatar
İsminiz
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner341

banner370

banner375

banner379

banner373

banner339

banner376

banner398

banner346

banner149

banner378