banner462
EKONOMİ:

24 Haziran 2020 Çarşamba 18:10

 "Hükümetin ve işverenlerin ısrarla, onlarca yıldır bıkmadan usanmadan yok etmeye çalıştıkları kıdem tazminatımız tekrar hedefte Bilindiği gibi 2019-2023 yılları arası dönemi kapsayan 11. Kalkınma Planı içinde “Yurtiçi Tasarruflar” başlığı altında Kıdem Tazminatı Fonu’nun kurularak Bireysel Emeklilik Sistemi ile entegre edileceği Hükümetin yakın dönem hedefi olarak ilan edilmişti. Henüz pandeminin etkilerinin devam ettiği 2020 Haziran ayının ilk haftasında ise, gazetelerde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı tarafından “kıdem tazminatına” dair bir çalışma yapıldığı haberleri yer aldı. Daha sonra, her ne kadar sosyal taraflara ve sendikalara resmî yollardan iletilmediyse de, bakanlığın hazırladığı taslağın ana hatlarını basına yansıdığı kadarıyla öğrenmek mümkün oldu. Hükümetin önerisinde ana unsur kıdem tazminatının toplanma ve ödenme şeklinde esaslı bir değişiklik yapılması ve bu değişiklik sayesinde kıdem hakkının ve kıdem tazminatının ödeme yükümlülüğünün işverenlerden alınarak bir fona devredilmesi olduğunu ifade edelim. Ancak, taslağın kamuoyu tarafından bilinir hale gelmesinin ardından, bir haftalık süre içinde işçilerden, sendikalardan gelen tepkiler sonucu, şu andaki duyumlar, Hükümetin kıdem gündemini ötelediğini, ancak daha ciddi başka bir hazırlık içinde olduğunu gösterdi. Ne var ki, Hükümetin geri adım atması, kıdem tazminatını ortadan kaldıracak girişimlerden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Aksine, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından beri bu konuyu sürekli olarak gündemde tuttuğunu ve fırsatını bulduğu ilk anda yeniden gündeme getireceği görünmektedir. Kıdem Tazminatını ne bekliyor? 1936 yılından beri işçi sınıfının hakkı olan ve diğer haklarla kıyaslandığında en eski kazanımlardan biri olan kıdem tazminatı için Hükümetin basına yansıyan iki modelden birini hayata geçirme niyeti ve gayreti var. Her iki model de, bugüne dek kıdem tazminatının ele alınış şeklinden bütünüyle koparılmış halde öneriliyor. Kıdem tazminatı için bugüne dek “işçinin yıpranma payı”, “eriyen gençliğinin karşılığı”, “işverenin ödemeyip sonraya bıraktığı on üçüncü ücreti” ve benzeri tanımlar yapılırdı. Hükümetin bu yeni model önerileri ile kıdem tazminatına bakışı tümden değişmiş ve kıdem tazminatını işçinin geçmişten alacağı bir hak olarak değil de, emeklilik dönemindeki maaşına ilave edilecek bir gelir olarak değerlendirmeye başladığı görülmektedir. Yeni modellerin adı bile, işçilerin aleyhine olan bu yeni bakış açısını yansıtacak şekilde Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) oldu. Bu modellerin birincisine göre: 1. Mevcut durumda işçiler her hizmet yılı için otuz günlük ücretleri tutarında kıdem tazminatı almaktadırlar. Bu da yıllık olarak hesaplandığında bir yılda elde edilen giydirilmiş brüt ücretin yüzde 8,33’ü anlamına gelmektedir. 2. Yeni öneriye göre 30 günlük süre 19 güne indirilecektir. 3. Geri kalan 11 günlük süre işveren tarafından emeklilik sistemine dahil edilecektir. 4. İşçi, hem 19 günlük, hem 11 günlük tazminat ödemelerinden 60 yaşına gelmeden yararlanamayacaktır. 5. Emeklilik veya işten çıkarılma durumunda aldığı hak edilmiş toplu tazminatı ise 75 yaşına gelmeden alamayacaktır. 6. İşçi, 60 yaşını doldurduğunda o güne dek hesabında biriken paranın yüzde 25’ini alabilecek, kalan yüzde 75 ise, emekli olması halinde aylık ödemeler halinde emeklilik maaşına ilave edilecektir. Yine hükümetin önerdiği ikinci modele göre: 1. İkinci modelde işveren yüzde 4, işçi ise yüzde 0,5 ila yüzde 2,5 oranlarında ücrete göre değişkenlik gösterecek oranlarda ve devlet de yüzde 1 oranında prim ödeyecektir. Bu modelde, işçinin 84 yıldır kazanılmış hakkını alabilmesi için yine kendisinin prim ödemesi beklenmektedir. Ki, en iyi durumda bile bugün elde ettiği haktan çok daha azına razı gelmesi umulmaktadır. Her iki modelde de primlerin işsizlik sigortasında olduğu gibi bir fonda biriktirilmesi amaçlanmaktadır. Haziran sonu itibariyle son durum Sendikaların ve işçi sınıfının tepkisi sonucunda Hükümetin geçici olarak geri adım atması bekleniyor. Ancak, araya bu kez de işçi sınıfının birliğini bozmayı amaçlayan farklı türlerde yeni saldırıların ipucu çıktı. Yine Hükümet tarafından açıkça belirtilmemekle birlikte haber ajanslarına yansıyan kimi bilgi kırıntılarına göre 25 yaşını doldurmayanlarla 50 yaşını geçen çalışanların esnek çalışma modeline geçirilebileceği bir düzenleme yapılması planlanmakta. Buna göre, bu yaş aralığındaki işçilerin belirsiz (kadrolu) değil de, belirli (geçici) süreli sözleşmeler yoluyla çalıştırılmalarının önü açılmakta. Böyle bir durumda bu şekilde çalıştırılan işçiler iş güvencesinden, yani işe iade hakkından mahrum kalacakları gibi, kıdem ve ihbar tazminatı da alamayacaklardır. Sigortalı işçiler arasında bu yaş grubundaki işçilerin sayısı üç beş değil, 2020 itibariyle tam 3,7 milyon işçi olduğunu; yani işçilerin dörtte birinin bu yaş aralığında olduğunu biliyoruz. Her yıl yüz binlerce işçinin doğal ve otomatik olarak yaşlarının 50’yi geçeceği de göz önüne alındığında, çok uzak olmayan bir gelecekte işçi sınıfının ana omurgasının güvencesiz ve geçici iş sözleşmeleri ile sadece ihtiyaç halinde çalıştırılan işçilerden ibaret kalması hedeflenmektedir. Bu durum önemli bir detayı ortaya çıkmakta ve kıdem tazminatının otomatik olarak ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Bu şekilde bir düzenlemenin geçmesi halinde ikinci acil adımın 26-49 yaş aralığındaki işçiler için geleceğini görmek için bir parça tecrübe sahibi olmak yetecektir. Hükümetin İstihdam Kalkanı adını verdiği ama aslında işçilerin iş güvencesini ortadan kaldıracak bu düzenlemenin yaygınlaşması halinde kıdem tazminatını almak yasal olarak da mümkün olamayacaktır. Hatta, çalışma süresi belirli olduğu için işçinin ihbar tazminatı alma hakkı da olmayacaktır. Bize gereken fon değil, güvence Hükümetin, işçilerin kazanılmış haklarına karşı yapılan her düzenlemeyi olumluluk içeren bir kavramla sunmayı alışkanlık haline getirdiğini biliyoruz. Sosyal güvenlik sistemindeki yıkımın adına “reform” dediler. İşçiler için güvencesiz, yarını belirsiz çalışma koşullarına da “İstihdam Kalkanı” adını verdiler. Şimdi de, kıdem tazminatını alamayan işçileri gösterip bu hakkı alamayan bir grup işçinin de tazminat alabilmesini sağlamak yerine tüm işçilerin bu haktan mahrum kalacakları bir fon sistemi öneriyorlar. Kıdem tazminatları güvence altında değilse, bunun yasalarda yapılacak bir küçücük değişiklik ile sağlanması mümkündür. İşçi alacaklarının devlet alacakları gibi birinci sıraya konması, işçi alacaklarının devlet garantisi altına alınması, işverenlerin ve yakın akrabalarının şahsi mal varlıklarının da işçi alacaklarına karşı sorumlu olacağının belirtildiği bir basit değişiklik, emekçileri ve kıdem ile maaş ödemelerini korumayı sağlamaya yeter. Dert bu ise elbette. Mevcut düzenlemede işçinin kıdem tazminatı alabilmesi için 12 ay çalışması gerekiyor. Çalışma süresi on iki aydan bir gün eksik olsa bile tazminat alamıyor. Yeni bir düzenleme yapılmalı ve işçilerin çalıştığı sürede hak ettiği tazminat miktarını alabilmesinin önü açılmalıdır. İlaveten, işçilerin serbest pazarlığının önündeki engellerin kaldırılmasını ve kıdem tazminatında tavana son verilmesini talep ediyoruz. Eğer tavan uygulaması devam edecekse, darbe döneminde bile uygulanan en az asgari ücretin yedi buçuk katına bağlı hesaplanacak bir tavan talep ediyoruz. Hiçbir şekilde mevcut tavan yükseltilmeyecekse, o zaman sözkonusu tavan uygulamasının ayrımsız bütün işçiler için uygulanmasını talep ediyoruz. Nasıl ki, işçinin ücreti ilan edilen tavandan daha yüksek olsa bile alacağı kıdem tazminatı ücreti aşağıya çekilerek hesap ediliyorsa, o zaman, tavandan daha düşük ücret alan işçilerin kıdem tazminatı hesaplamasında, bu kez ücretleri yukarıya çekilerek hesaplansın. Biz de bunu talep ediyoruz. İş yerlerinin iflas etmesi veya kapatılması durumlarında, iş hukukunda yapılacak düzenleme ile işçi alacaklarının birinci sıraya getirilmesini talep ediyoruz. İşçi sınıfına düşen... İşçi sınıfına teslimiyet kanunlarını dayatmak isteyenleri, kim olursa olsun, uyarıyoruz. Kıdem tazminatı, işçi sınıfının işyerinde tükenen yaşamlarının birikimleridir. Bu birikimi bir fona devredip patron örgütlerine peşkeş çekmenize izin vermeyeceğiz. Bizim hayatlarımızla kendinize ek kaynaklar yaratmanıza izin vermeyeceğiz. İşçi sınıfının bu boyunduruğu elinin tersiyle söküp atacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Bugüne dek böylesine bir teslimiyeti hiçbir güç işçi sınıfına kabul ettiremedi, yine ettiremeyecektir. İşçi sınıfı başta sendikalarıyla ve emekçi dostu demokratik kitle örgütleriyle birlikte bu saldırıyı da göğüsleyebilecek tecrübeye ve birikime sahiptir. Kamuoyuna saygıyla duyrulur. 
Petrol-iş Sendikası Gebze Şubesi Yönetim Kurulu Adına Başkan Eyüp Akdemir  "dedi.
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsminiz
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner370

banner375

banner379

banner373

banner376

banner377

banner149

banner378

Zeytinoğlu temmuz ayı sanayi üretimini değerlendirdi
TÜİK tarafından açıklanan temmuz ayı sanayi üretim endeksine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kocaeli...

Haberi Oku