banner519
Bu yıl mübarek Ramazan ayını, insanlığa karşı Üçüncü Dünya Savaşı açan korona vebası salgınının gölgesinde geçirdik. 11 Mart 2020’den itibaren yepyeni ve çok farklı günler yaşadık. Hiçbir zaman unutamayacağımız günleri, haftaları ve ayları geride bıraktık. Ramazan ayı boyunca evlerde kaldık. Teravihler, Cumalar ve vakit namazı için camilerimiz kapalı kaldı, iftar ve sahur coşkuları yaşanmadı. Korona vebasının tek faydası, büyük israflara neden olan Ramazan ruhundan uzak, gösterişli iftarlar ve Ramazan eğlencelerinin olmamasıydı. Gerçekten bu iftar sofralarında büyük israflar yaşanıyordu. Yemekler çöplere gidiyor, cami bahçelerindeyse sözlü Ramazan eğlenceleri düzenleniyordu.

Ramazan’a Veda Ederken
Paylaşmanın ve bereketin olduğu, huzur ve sevgi iklimi, 11 Ayın Sultanı bir Ramazan-ı Şerif’i daha geride bırakıyoruz. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ni idrak ettik. Cumartesi günü Arife, Pazar Bayram… Ramazan bu yılda, Gebze Bölgesi’nde korona gölgesinde geçti. Özellikle korona salgını tedbirleri kapsamında, mahalle iftarlarının iptal edilmesi ve israfın önüne geçilmesi, bu Ramazan’da Gebze bölgesinde unutulmayanların arasında yer alıyor. Bu yıl bölgemiz açısından şatafatlı ve gösterişli iftar sofralarından kaçınılması dikkatleri çekti.

RAMAZAN KÜLTÜRÜNÜ YAŞAMAK
Ramazan Ayı kültürünü, adına uygun yaşamak gerekir. Şartlar ne olursa olsun, Ramazan’ın başındaki ve sonundaki günü mutlaka evimde, ailemle iftar yapmaya ayırırdım, bu yıl tümü ile evde kaldık. İftar sofraları, dostlar geçidinde güzel oluyordu. Geçmiş iftarları düşündük, iftar öncesi ve sonrası birçok dostla sohbet ediyorduk. O günleri bir kez daha anılarda yaşadık.

Geçtiğimiz Yıl Ramazan Kültürü
Geçtiğimiz yıl Devri Alem Belgesel ekibi olarak, Batı Karadeniz ülkelerine gezi gerçekleştirmiştik. Gebze'den yola çıkarak, Bulgaristan, Romanya, Moldova, Gagauzya, Bender ve Ukrayna'dan oluşan Batı Karadeniz Ülkeleri gezimiz, bayram boyunca devam etmişti. Bugün, değil yurt dışına çıkmak evlerden bile çıkamıyoruz. Gerçekten dünya hayatı ne oldum değil ne olacağım demek gerekiyormuş. Geçtiğimiz yıl bu günlerde değerli arkadaşım Koşukavak Tur Firması’nın sahibi Rıfat Yakupoğlu’nun daveti ile muhteşem bir tarih ve kültür turu yapıp, belgesel çekimi gerçekleştirmiştik. Şimdi o günlerin anısını evde bir kez daha yaşamaya çalışıyoruz. Ramazan Bayramı’nı, korona vebası salgını ile buruk karşılamaya hazırlanıyoruz ve 11 Ayın Sultanı Şehri Ramazan’a veda etmenin hüznünü bir arada yaşıyoruz. Ramazan’ın en güzel tarafı, imkanlarımız ölçüsünde fakirlere yardım edip, muhtaçları hatırladık. Ramazan’da özetle, maddi ve manevi huzur ve mutluluğu bir arada yaşadık. Sahura kalkmak, 16 saatten fazla hiç bir şey yiyip içmeden oruç tutmak, akşam iftar sofrasında manevi duygular yaşamak, teravih namazı kılmak…

Çocukluk Zamanlarımda Ramazan
Ramazan kültürünü bu yıl doya doya yaşayamadık. Ben kendi adıma, her sene Ramazan kültürünü doya doya yaşayarak, çocukluk yıllarımdaki Ramazan coşkusunu kendi benliğimde yaşatmaya çalışıyordum. Bu yıl, Ramazan ayını korona gölgesi altında yaşadık. Çocukluk yıllarımızdaki Ramazan kültürünü, bugün çocuklarımız ve gençlerimize yaşatmalıyız. Çocukluk yıllarımda Ramazan’a hazırlık çok önemliydi. Rahmetli babamın katırla pazardan Ramazan alışverişi yapmasını daha dün gibi hatırlıyorum. Ramazan için hazırlık bambaşka olurdu. Bütün işler, ev hayatı Ramazan’ın gelişine hazırlanır, Ramazan doya doya yaşanırdı. İlk oruç tutma denememi daha dün gibi hatırlıyorum. Rahmetli halamın şefkatli ve sevecen tavrı ile sahura kalktığım o geceyi hiç unutmam. Sahur yemeğini yiyip, yattığımda gördüğüm rüyalar ve ertesi gün herkese ben oruç tutuyorum diye caka sattığım gün, gözlerimin önünden bir sinema şeridi gibi geçiyor. Oruç tuttuğumu unutarak, hurma ağacında afiyetle hurma yemem ve rahmetli halamın ‘Oğlum sen oruç tutmuyor musun?’ dediğini duyar gibi oluyorum. Bayram deyince insanın içi ve gönlü bir hoş olur. Acı, tatlı anılar gözlerimizin önüne gelir. Bayramlar üzerine ne kadar çok edebi eserlerimiz, şiirler, kitaplar ve romanlar yazılmıştır. Bayramı anlatan belgeseller, filmler, izlendiğinde gönlümüzü, gözümüzü okşar. Bana göre bayramları en güzel anlatan ünlü şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’nın Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiiridir. Mübarek Ramazan-ı Şerif Bayramı’nın insanlık alemine huzur ve barış, Türk-İslam coğrafyasına birlik ve beraberlik getirmesi ve en önemlisi ülkemiz üzerinde oynanan sinsi oyunlarının bozulmasına vesile olması Korona vebası salgınından insanlığı ve ülkemizi bir an önce kurtarması duasıyla tüm okurlarımın Ramazan Bayramı’nı şimdiden tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını diliyorum... Korona vebası salgını dolayısı ile Ramazan Bayramı’nda sokağa çıkma yasağı var. Bayram namazı kılmak için camilere gidemesek de geçmiş bayram günlerini hayal edelim. Sizleri Yahya Kemal Beyatlı’nın Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiiri ile baş başa bırakıyorum.

Süleymaniye’de Bayram Sabahı
Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye`de Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan, Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan. Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir, Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir. Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garîb âlem bu!.. Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu... Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir; O seferlerle açılmış nice yerlerdendir. Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık; Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya, Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya. Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor, Bu saatlerde Süleymâniye târih oluyor.

Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı Adamış sevdiği Allah`ına bir böyle yapı. En güzel mâbedi olsun diye en son dînin Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin. Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi, Seçmiş İstanbul`un ufkunda bu kudsî tepeyi; Taşımış harcını gâzîleri, serdârıyle, Taşı yenmiş nice bin işçisi, mîmâriyle. Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne, Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne, Taa ki geçsin ezelî rahmete ruh orduları.. Bir neferdir, bu zafer mâbedinin mîmârı.

Ulu mâbed! Seni ancak bu sabah anlıyorum; Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum; Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi; Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi, Senelerden beri rüyâda görüp özlediğim Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim. Dili bir, gönlü bir, îmânî bir insan yığını Görüyor varlığının bir yere toplandığını; Büyük Allah`ı anarken bir ağızdan herkes Nice bin dalgalı Tekbîr oluyor tek bir ses; Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi, Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!

Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbîr`i Ne kadar saf idi sîmâsı bu mü`min neferin! Kimdi? Bânisi mi, mîmârı mı ulvî eserin? Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu, Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli, Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli; Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz; Vatanın hem yaşayan vârisi hem sâhibi o, Görünür halka bu günlerde teselli gibi o, Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde, Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.

Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri, Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri. Gökte top sesleri var, belli, derinden derine; Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine. Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı? Üsküdar`dan mı? Hisar`dan mı? Kavaklar`dan mı? Bursa`dan, Konya`dan, İzmir`den, uzaktan uzağa, Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa; Şimdi her merhaleden, taa Bâyezîd`den, Van`dan, Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan. Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher! Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer, Dinliyor hepsi büyük hâtırâlar rüzgârını, Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.

Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor? Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor: Kosova`dan, Niğbolu`dan, Varna`dan, İstanbul`dan.. Anıyor her biri bir vak`ayı heybetle bu an; Belgrad`dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar`dan mı? Son hudutlarda yücelmiş sıra dağlardan mı? Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor? Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!.. Adalar`dan mı? Tunus`dan m, Cezayir`den mi? Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi Yeni doğmus aya baktıkları yerden geliyor; O mübârek gemiler hangi seherden geliyor? Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine. Çok şükür Allaha, gördüm, bu saatlerde yine Yaşayanlarla beraber bulunan ervâhı. Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.
Yahya Kemal Beyatlı
Misafir Avatar
İsminiz
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner370

banner375

banner379

banner373

banner376

banner377

banner149

banner378