banner571
KÜLTÜR VE SANAT:
Anadolu'nun Vatan Olmasında Vakıf  Ormanlarının Önemi  Ve Vakıflar

30 Aralık 2020 Çarşamba 09:46

 Vatan, Vakıf ve Orman...!

Dün, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından özel ve kamu olmak üzere 5000'den fazla vakıf arasından, Vakıf Meclisi için seçim yapıldı. Bizde ilk kez İlim Kültür Tarih ve Teknoloji Araştırmaları Vakfı olarak, Vakıf Meclisi üyeleri için oy kullandık.

Şimdiden, Vakıf Meclisine seçilen üç vakıf başkanımıza hayırlı olması dileklerimi iletiyorum. İnşallah, üç yıl içinde Vakıflar Genel Müdürlüğü yönetiminde çok güzel ve başarılı hizmetler yaparlar.

Vakıf Medeniyeti 

“Osmanlı Devleti sınırları içinde vakıflar sayesinde bir adam vakıf bir ağaç evde doğar, vakıf beşikte büyür, vakıf ormanlarından geçimini temin eder,  vakıf mallarından yer ve içer, vakıf kitaplarından okur, vakıf bir medresede hocalık yapar, vakıf idaresinden ücretini alır. Öldüğü zaman vakıf bir tabuta konur ve vakıf bir mezarlığa gömülürdü....”

Osmanlı Arşiv Belgesi

İnsanlığın hamuru toprak… Milletlerin yurt edinip vatan yaptığı toprak... Ama unutulmamalıdır ki toprağı bu kadar önemli kılan en büyük arkadaşı ormanlardır. Bu muhteşem varlık, kökleriyle toprağa, yapraklarıyla da gökyüzüne hayat verir. Ülkemizin en büyük zenginlik kaynaklarından biridir ormanlarımızdır. Ormancılık bir kültürdür, tarihtir, medeniyettir, vakıftır. Anadolu’da birçok uygarlık onun gölgesinde doğmuş, onun dalları altında kök salıp büyümüştür. Kahramanlık destanları, Anadolu’yu süsleyen ağaçların altında yazılmıştır. Ormanlar şairlere ilham kaynağı olmuş, ozanlar ağaçların altında türküler söyleyip destanlar okumuştur. Tarihe adını altın harflerle yazdıran bilginler, devlet adamları ve komutanlar yetişmiş, Bu toprakları, Anadolu’nun manevi fatihleri Alperen Gaziler için vakıf ormanları kurularak vatan yapıp bizlere emanet etmiştir.

***

“Bilâd-ı Rûm denilen bu ülke, dünyanın en güzel memleketidir. Cenab-ı Hak, dünyanın öteki ülkelerinde ayrı ayrı ihsan ettiği güzellikleri burada topyekün bir araya getirmiştir...”
İbn-i Batuta

VAKIFLARIN BÖLGENİN VATAN OLMASINA KATKISI

Anadolu başta olmak üzere Doğu Karadeniz Bölgesi'nde ilim ve irşat faaliyetlerini sürdüren, bölgeyi vatan yapan gönül sultanı Alperen Gazilere, tarih boyu devlet adamları önem vermiş ve onların hizmetlerinde kullanılmak üzere vakıflar kurup destek olmuşlardır. Bu vakıflar bir nevi kamu hizmeti görmüş ve devletin yapmakla mükellef olduğu hizmetleri devlet adına yapmışlardır. Aradan yüz yıllar geçmesine rağmen bu vakıflar halen varlığını sürdürmektedir.

Mahmut Çağırgan Veli Vakfı, Alucra ve çevresinde eğitim, kültür hayatımız üzerinde silinmez izler bırakmıştır. Yavuz Sultan Selim, yörenin 1501 yılına ait gelirlerini bu hizmetler karşılığında bu vakfa bırakmıştır. Şeyh Pir Hasan’ın kendi malı olan arazinin tamamını vakfederek kurduğu Şeyh Pir Hasan Vakfı, 1316 tarihinde Giresun bölgesinde kurulan en eski vakıf eseri olarak bilinmektedir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından Yavuz Sultan Selim Han’ın annesi, Dulkaridoğulları’ndan Alâüddevle’nin kızı Gülbahar Hatun adına tescil ettirdiği Giresun Yağlıdere’de, Hacı Abdullah Halife Zaviyesi’ne vakfedilmiş. Vakfın kuruluşu 1544 tarihlerini göstermekte. Ecdadımız o kadar çok vakıf kurmuş ki  bu vakıfları tek tek saymak mümkün değildir!

Şebinkarahisar ve havalisinde Şeyh Sinan Zâviyesi, Şeyh Süleyman Zâviyesi, Hasan Şeyh Zâviyesi, Urban Abdal Zâviyesi, Derviş Ali Zâviyesi, Çomaklı Baba Zâviyesi ve Şeyh Yusuf Zâviyeleri bölgenin vatan olmasında önemli hizmetler yapmıştır. Giresun’un sahil kesiminde birer vakıf eseri olan Kasım Dede Zâviyesi, Mevlana Ede Derviş Zâviyesi, Yaraşur Şeyh Zâviyesi; Yağlıdere’de Hacı Abdullah Halife Zâviyesi’nin yaptığı ilim, irşat faaliyetlerinin bölgenin Türk İslam medeniyetine açılıp vatan olmasında önemli hizmetler yaptığı arşiv belgeleri ile ortaya çıkmıştır.

***

“Ademoğlu vefat edince ameli kesilir, ancak üç hususta müstesna: Sadaka-i cariye, faydalı ilim ve kendine dua eden hayırlı evlat.”
Hz. Muhammed

VAKIF NEDİR?

Giresun ve Ordu bölgesi, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ormancılık tarihimizde çok önemli bir yere sahip. Malazgirt Meydan Muharebesi’nden hemen sonra Tokat, Niksar'da kurulan Danişment Gazi öncülüğündeki beylik, Doğu Karadeniz bölgesinin Türk-İslam Yurdu olmasını sağlamıştır. Bölgenin vatan olmasında  sultanlar, devlet adamları ve hayırseverlerin kurdukları vakıflar çok önemli görev yapmıştır. Vakıf kurma ve yaşatma her zaman teşvik edilmiş, vakıflar sürekli yaşayan sadaka-i cariye, hayır hizmeti olarak görülmüştür.

Arapça bir sözcük olan “vakf”; sözlük anlamı ile durdurma, hareketten alıkoyma, hareketsiz bırakma manalarının dışında “tamamen verme, büsbütün verme” anlamını da içerir. Vakıf, İslam hukukundan bir malın, bir servetin sürekli olarak bir amaca yönelik, sırf Allah rızası için zengin kişiler tarafından kurulan ve ihtiyaç içinde bulunan kimselere faydalanmaları için sunulan müesseselerin adıdır. Yani vakıflar için kişinin kendi mülkünü Allah’ın mülkü olarak tayin etmesi de denilebilir.

Kişinin kendi mülkünü Allah’ın mülkü olarak tayin edip insanlığın hizmetine sunması kolay değildir. Fakat geçmişe baktığımızda adeta “vakıflar medeniyeti” sayılacak kadar hizmete sahip olan bir millet ve devletle karşılaşıyoruz. Evliya Çelebi, XVII. yüzyıldaki Osmanlı vakıf eserler hakkında, “Ben elli yılda, 18 padişahlık ve krallık yere seyahat ettim, hiçbir yerde bu kadar hayrat görmedim” diye yazacaktır.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsminiz
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner370

banner375

banner379

banner373

banner376

banner377

banner149

banner378

İKTAV Araştırma Merkezi Kütüphanemize Önemli...
Gazetemizin kurucusu ve Devri Alem Tv program yapımcısı İsmail Kahraman`ın bugünkü makalesini sizlere sunuyoruz.

Haberi Oku