TÜRK DÜNYASI VE TÜRK CUMHURİYETLERİNDEN GENÇLER DE SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİ ANMA PROGRAMINA GETİRİLEREK TARİH BİLİNCİ KAMPANYASI BAŞLATILMALI
Gazetemizin 41 yıl önce kurucusu ve halen bir çok tv kanalında devri alem belgesel Tv programlarını hazırlayıp sunan 50 Yıllık gazeteci ve belgeselci İsmail kahraman Gençlik ve spor bakanı ile kültür bakanına tarihi çağrı yaparak Türk dünyasından gençlerin Sarıkamış şehitleri anma programına daveti edilmesini istedi Kahraman yazılı mesajı
KAHRAMANDAN TARİHİ ÇAĞRI
“..50 yıldır gazeteci ve belgeselci olarak Türk islam medeniyeti tarihi ile ilgili çalışmalar yapmaktayım
Aslen Giresunlu Oğuz Türklerinin çepni boyundan olmam dedemin kafkas cephesi Sarıkamış’ta esir düşüp Sibirya’da 10 sene esir kalması yüzünden 25 yıldır Kafkas cephesi ile ilgili araştırmalar yapmaktayım
Kafkas cephesi Sarıkamış ve Kopdağı savaşları ile HARŞİT Savunması zaferinde çarlık Rusya’nun Türkistan’dan zorla toplayıp getirdiği Türkistan alayları ile Osmanlı Türk ordusu çarpışmış Türkler Türklerle savaştırılmış
Osmanlı ordusu ile savaşmak istemeyen kazak kırgız Özbek ve Türkmenler isyan ettikleri için çarlık Rusya tarafından katil edilmiş bu konuda toplu şehitliklerde belgesel çektim
Kafkas cephesinde TÜRKİSTAN ALAYLARI. Konusu tarih bilinci açısından çok önemli
Annemin babasının esir olduğu babamın babasın şehit olduğu Kafkas cephesi ile ilgili çektiğim bazı BELGESELLERİMİZ
Şehir ve gazi torunu Türk evladı olarak kafkas cephesine Çarlık Rusya tarafından zorla getirilen Türkistan alayları Şehit ve gazi Torunu olarak beni derinden üzmekte
Çanakkale de Anzak İngiliz ve Fransız askerlerine ait anıtlar gibi Türk devletler teşkilatı Öncülüğünde SARIKSMIŞ. da TÜRKİSTAN ALAYLARI anıtları yapılmalı
Kazak kırgız Özbek ve Türkmen gençleri Çanakkale’ye her yıl gelen anzak gençleri gibi Sarıksmışa gelmeli. Tarih ve Kültür bilincine sahip olmalı
Tanrı dağları eteğinde Bişkek de Atabeyit anıtından
Belgesel tadında selam ve ssygılarımı arz ediyorum
www.ismailkshraman.net
İlim kültür tarih araştırmaları
Araştırmacı gazeteci ve
TGRT devri alem belgesel yönetmeni
Sarıkamış Şehitlerini Anma Programı İçin Bakanlara Tarihe Vefa Çağrısıı
KOCAELİ – GEBZE GAZETESİ
Türk dünyası gençlerinin Sarıkamış’a davet edilmesi için gazeteci–belgeselci İsmail Kahraman’dan bakanlara tarih bilinci çağrısı. Diasporadaki gençlerin Türkiye’nin tarih, kültür ve coğrafyasını tanımaları amacıyla düzenlenen “Ecdadın İzinde – Sarıkamış Şehitlerini Anma Programı” 2–6 Ocak 2026 tarihlerinde Kars ve Erzurum’da gerçekleştirilecek. Yürüyüş, eğitimler ve tarihi mekân ziyaretlerinin yer aldığı programda, Sarıkamış Harekâtı’nın askeri ve manevi yönü katılımcılara aktarılacak.Programa 18–35 yaş arasındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı veya mavi kart sahibi, yurt dışında yaşayan gençler başvurabilecek. Konaklama, eğitim ve organizasyon giderleri Başkanlık tarafından karşılanırken, ülkelere göre değişen ulaşım destekleri de sağlanacak.
Başvuru adresi: https://forms.office.com/r/hL8VgKJ0BgBu kapsamda, gazetemizin kurucusu, 50 yıllık gazeteci ve belgeselci İsmail Kahraman, Gençlik ve Spor Bakanı ile Kültür Bakanı’na tarihi bir çağrı yaparak Türk dünyası ve Türk cumhuriyetlerinden gençlerin de Sarıkamış programına davet edilmesini istedi.
Kahraman’dan Tarihi Çağrı
Kahraman, mesajında Kafkas Cephesi üzerine 25 yıldır araştırmalar yaptığını, dedesinin Sarıkamış’ta esir düştüğünü, babasının babasının ise cephede şehit olduğunu belirtti.
Kafkas Cephesi’nde Çarlık Rusya’nın Türkistan’dan zorla topladığı Kazak, Kırgız, Özbek ve Türkmen askerleri Osmanlı Türk ordusuna karşı savaştırdığını, isyan edenlerin ise katledildiğini hatırlattı.Kahraman’ın çektiği belgesellerden bazıları:
https://www.facebook.com/share/p/17ih4JFDvq/?mibextid=wwXIfrKahraman, Çanakkale’de Anzak askerleri için yapılan anıtlara dikkat çekerek, Türk Devletleri Teşkilatı öncülüğünde Sarıkamış’ta Türkistan Alayları anıtları kurulması gerektiğini ifade etti. Kazak, Kırgız, Özbek ve Türkmen gençlerinin de Anzak gençlerinin her yıl Çanakkale’ye gelişine benzer şekilde Sarıkamış’a gelerek tarih bilincini güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.Kahraman, Tanrı Dağları eteklerindeki Bişkek Atabeyit Anıtı’ndan selamlarını ileterek tarih bilinci kampanyasının Türk dünyasında güçlü bir karşılık bulacağını belirtti. Programla ilgili başvurular 12 Aralık 2025’e kadar alınmaya devam ediyor.
KAFKAS CEPHESİNDE TÜRKİSTAN ALAYLARI
BİRİNCİ DÜNYA HARBİ KAFKAS CEPHESİ VE ÇARLIK RUSYANIN TÜRKİSTAN ALAYLARI ÜZERİNE ARAŞTIRMACI YAZAR İBRAHİM ETHEM ÇAKIR TARAFINDAN YAPILAN ARAŞTIRMA
I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi ve Orta Asya Türkleri: Rusya’nın Baskı Politikaları
Tarihsel Arka Plan: Rus Hakimiyeti ve Orta Asya Türkleri
1. yüzyılın ikinci yarısında Rus İmparatorluğu’nun Orta Asya’yı fethi, bölge halkları üzerinde katı bir sömürge yönetimi kurulmasına yol açtı[1]. Ruslar, başlangıçta “asgari müdahale” politikası güderek mevcut geleneksel yapıyı korumaya özen gösterdiler; örneğin Buhara Emiri ve Hive Hanı gibi yerel otoritelerin sembolik egemenliklerine dokunmayıp onları kendilerine bağlı tuttular[2]. Bu sayede halkın bir kısmı geleneksel İslami liderleri altında yaşamaya devam etti ve Rus varlığına karşı toplu bir isyan engellenmiş oldu[2]. Ancak Rus hakimiyeti ilerledikçe, kolonyal değişimler de kaçınılmazdı. Bölge ekonomisi Rusya’nın ihtiyacına göre yeniden şekillendirildi; demiryolları inşa edildi, Rus garnizon kentleri ve yerleşimleri kuruldu[3][4]. Özellikle Kazak Bozkırına yoğun Rus ve Ukraynalı köylü göçü teşvik edilerek, geleneksel göçebe arazileri tarıma açıldı. Sonuçta Kazakların otlakları zorla ellerinden alındı, mevsimsel göç yolları kısıtlandı ve yerli halk ile yerleşimciler arasında şiddetli çatışmalar baş gösterdi[5]. Kazaklar daha 1860’lardan itibaren arazi gasplarına karşı yerel protestolar yapmışsa da en büyük demografik değişim 1906-1912 arasında Stolypin reformları döneminde yaşandı: bu yıllarda yarım milyon kadar Rus köylü ailesi Kazakistan ve civarına yerleştirildi[6]. Bu politikalar, Orta Asya Türk halklarında giderek artan bir hoşnutsuzluk ve adaletsizlik duygusu biriktirdi[7].
Rus koloni yönetimi, Orta Asya toplumlarını siyasi temsil ve haklardan mahrum bıraktı. Bölge halkı vergiye tabi tutuluyor, ancak imparatorluk nüfusunun %10’unu oluşturmalarına rağmen Rusya Parlamentosu’nda (Duma) hiçbir temsil hakkı verilmiyordu[1]. Yerel idareler genellikle Rus general-valilerce yönetiliyor, Türkistan Genel Valiliği gibi yapılar aracılığıyla Moskova’nın emirleri dayatılıyordu. Geleneksel idari yapılar ve yerel elitler (hanlar, beyler) büyük ölçüde etkisizleştirildi ya da Rus çıkarlarına hizmet edecek biçimde kontrol altına alındı. Örneğin, Kazah bozkırlarında 1867-68 reformları ile geleneksel hanlık sistemi kaldırılıp yerine Rus idari bölümleri kurulmuştu[5]. Bu durum, siyasi düzlemde Rusya’ya karşı büyüyen bir kırgınlık yaratırken, yerli halk kendini “ikinci sınıf” vatandaş olarak hissediyordu[8][9].
Pan-Türkizm, Pan-İslamizm ve Rusya’nın Kültürel Baskıları
2. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında, Rusya içinde eğitimli Tatar, Kazak ve diğer Türk aydınları arasında Pan-Türkizm (Türk birliği) ve Cedidcilik fikirleri yayılmaya başlamıştı[10][11]. Kazan Tatarları ve Kırım Tatarları gibi gruplar hem Osmanlı coğrafyasıyla hem de Orta Asya ile kültürel bağları vurgulayarak Türk/Müslüman dayanışmasını savunuyorlardı. Bu fikirler, Kazakh aydınları başta olmak üzere Orta Asya’ya da sirayet etti. Ruslar, bu ideolojik akımları kendi idarelerine tehdit olarak gördüler ve kültürel baskı politikaları geliştirdiler. Örneğin, 1870’lerde Kazaklar arasında Tatar din adamları ve öğretmenler Pan-Türkçü ve Pan-İslamist propagandayı yayarken, Rus yönetimi buna karşı Rus-Kazak okullarını devreye soktu[12]. İki dilli (Rusça-Türkçe) eğitim veren bu okullar aracılığıyla Ruslar, Rusçayı ve Rus kültürünü bölgeye nüfuz ettirmeye çalıştılar[13]. Amaç, yeni nesil Türkistanlı elitleri Rus eğitim sistemi içinde yetiştirerek imparatorluğa sadık ve Rus kültürüne aşina bir sınıf oluşturmaktı. Nitekim bu okullardan bazı “Batılılaşmış” Kazak ve Özbek entelektüeller yetişti; bunlar milli kimlik bilinci kazansalar da Rus devlet sistemine entegre olmayı da öğrenmişlerdi[12].
Cultural alanda bir diğer baskı unsuru, Russifikasyon (Ruslaştırma) politikalarıydı. Resmi dairelerde ve eğitim kurumlarında Rusçanın kullanımının zorunlu hale getirilmesi, yerel dillerin ve alfabelerin ikinci plana itilmesi söz konusuydu[14]. Rus idaresi, İslami kurumları da denetim altına almaya çaba gösterdi: Cami ve medreselerin faaliyetleri kısıtlandı, din adamları devlet gözetimine tabi tutuldu. Her ne kadar Çarlık yönetimi Orta Asya’da geniş çaplı bir Hristiyanlaştırma politikası uygulamamış olsa da (çoğunlukla mevcut inanç düzenini korumayı tercih ettiler), İslami hareketlenmeler konusunda son derece hassastılar. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu ile dini bağlar kurulmasını veya hilafet propagandasını engellemek istediler. Bu amaçla, Osmanlı gazetelerinin ve yayınlarının bölgeye girişi yasaklandı ya da sıkı sansüre tabi tutuldu. Hacca gidenlerin veya İstanbul’a eğitim için giden öğrencilerin takibe alınması gibi uygulamalar da Rusya’nın kültürel kontrol mekanizmalarının bir parçasıydı. Sonuç olarak, savaş öncesinde Orta Asya Türk toplumları siyasi temsil ve ekonomik adaletin yokluğu yanında kültürel alanda da baskı altındaydı; kendi dillerini ve kimliklerini özgürce ifade edebilecekleri alanlar oldukça kısıtlanmıştı[7][15].
I. Dünya Savaşı’nın Başlaması ve Pan-Türkist Tehdit Algısı
1914’te I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Osmanlı Devleti, İttifak Devletleri yanında savaşa girdi ve Kasım 1914’te Halife Sultan Reşad adına cihad-ı ekber ilan etti. Osmanlı yönetimi ve müttefiki Almanya, sömürgeci düşman imparatorlukların (Rusya, İngiltere, Fransa) hakimiyeti altındaki Müslüman toplulukları isyana teşvik etmeyi amaçlıyordu[16]. Bu kapsamda, Rusya’nın Türk/Müslüman tebaası da propaganda hedefiydi. Osmanlı liderlerinden Enver Paşa, Turan ideali doğrultusunda Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk halklarıyla birleşme hayalleri kuruyordu[16]. Rusya, savaşın ilk yıllarında bu “iç cephe” meselesini yakından izledi. Özellikle Kafkas Cephesi’nde Osmanlı ordusuyla çarpışırken, gerideki Türkistan coğrafyasında huzursuzluk çıkması Rus ordusunu iki cephede birden zor duruma sokabilirdi.
Başlangıçta Rus yetkililer, Orta Asya’daki durumu sakin tutmak için bazı tedbirler aldılar. Örneğin, seferberlik ilan edildiğinde Orta Asya ve Kafkasya’daki Müslüman topluluklar askerlik hizmetinden muaf tutuldu[17]. 1874’ten beri Rusya’da genel zorunlu askerlik olsa da, Orta Asya halkları yıllarca bundan muaf sayılmıştı; zira Çarlık yönetimi onların sadakatinden emin değildi ve silah altına alınmalarının riskli olabileceğini düşünüyordu[18][19]. Savaş başında da bu muafiyeti sürdürerek, bölgedeki olası huzursuzluğu önlemeye çalıştılar. Ayrıca Rus ordusunda hizmet eden yarım milyon civarı Müslüman asker (daha çok Tatar, Kafkas ve Kırım kökenli) için imam-hatiplik (askerî Müslüman din görevlisi) kadroları oluşturuldu; 1914’te 9 olan Müslüman askeri ruhban sayısı, savaş sırasında 40’ı aştı[20]. Bu, Osmanlı’nın cihat çağrısına rağmen Rus ordusundaki Müslümanların moralini yüksek tutma çabasının bir göstergesiydi. Nitekim savaşın ilk yıllarında Volga Tatarları ve bazı Müslüman kanaat önderleri, Rusya’ya sadakat bildiren açıklamalar yaptılar[21]. Rus resmi söylemi de “Osmanlı’nın çağrısı, bizim Müslüman tebaamızı kandıramaz” şeklinde bir güven mesajı veriyordu. Görünürde, 1914-1915’te Orta Asya’da büyük bir isyan veya Osmanlı’ya açık destek hareketi yaşanmadı.
Ancak bu görece sakin tablo, savaşın uzaması ve Rusya’nın artan asker/işgücü ihtiyacı ile değişecekti. Savaş ilerledikçe Rusya, cephelerde ağır kayıplar verdi ve insan gücü sıkıntısı yaşamaya başladı[22]. 1916 yılına gelindiğinde, özellikle Doğu Cephesi’nde (Kafkaslar ve Doğu Anadolu) Osmanlı kuvvetlerine karşı savaş sürerken Rus ordusu yorgun düşmüştü. St. Petersburg’daki Çarlık hükümeti, bu kritik dönemde ilk kez Orta Asya’nın insan kaynağını savaşa dahil etme kararı aldı.
1916 Konskripsiyon Emri ve Türkistan Ayaklanması
25 Haziran 1916’da Çar II. Nikolay, Orta Asya’daki 19-43 yaş arası tüm Müslüman-Türk erkeklerin “amele taburları” için askere alınacağını ilan eden bir ferman çıkardı[23][24]. Bu karar, uzun yıllardır askerlikten muaf tutulmuş Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen halklarında adeta bir şok etkisi yarattı. Zira barış zamanında ikinci sınıf sayılıp askere alınmayan bu insanların, savaşın en hararetli döneminde ve üstelik cephe gerisi işlerde zorla çalıştırılmak üzere çağrılması büyük bir haksızlık olarak görüldü[8][9]. Kısa sürede emir geneline yayıldı ve kayıt-kuşatma işlemleri başladı. Ne var ki Rus yerel yetkilileri bile Petersburg’u uyarmışlardı: Böyle bir uygulama son derece popüler olmayan sonuçlar doğuracaktı[25]. Nitekim halk arasında söylentiler yayıldı; “gavurun savaşına” zorla gönderilecekleri fikri infial yarattı. Üstelik dedikodular arasında Müslüman askerlerin domuz eti yemeye zorlanacağı gibi (Rus erzak sistemi nedeniyle) ayrıntılar da vardı ki bu, halkın gözünde durumu iyice katlanılmaz kıldı[26].
1916 Orta Asya Ayaklanması (Türkistan Ayaklanması ya da Kırgızların deyimiyle Ürkün) tam da bu koşullarda patlak verdi. İlk isyan kıvılcımı Temmuz 1916 başında Hocent/Fergana bölgesinde görülürken, kısa sürede Semireçye (Yedisu), Kazak bozkırları ve bugünkü Kırgızistan da dahil olmak üzere geniş bir coğrafyaya yayıldı[27][28]. İsyan, sadece tek bir etnik grubun değil, Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen ve hatta Tacik halklarının ortak tepkisiydi[29]. Yerel liderler arasında Kazaklarda Amangeldi İmanov, Kırgızlarda Baatırkan gibi isimler sivrilirken, hareket büyük ölçüde spontane ve dağınık bir köylü halk ayaklanması karakterindeydi. Temel hedef, askerlik celbine direnmek ve Rus otoritesini bölgede sarsmaktı. Aynı zamanda bazı isyancı gruplar, “Osmanlı halifesi cihat çağrısı yaptı, gavura karşı durmak dini bir görev” söylemiyle hareket ettiklerini belirtiyorlardı. Dolayısıyla bu ayaklanma, Osmanlı’ya fiilen yardım etme girişimi olmasa da, Rusya’nın savaş gayretini arkadan vuran ve Osmanlı’nın arzuladığı türden bir iç karışıklık yaratmış oldu.
Rusya için 1916 yazındaki durum son derece kritikti. Bir yandan Avrupa’da Alman ordularıyla, öte yandan Kafkasya’da Osmanlılarla savaşan Çarlık, Orta Asya’daki büyük bir isyanı göze alamazdı. Nitekim dönemin Rus askeri planlayıcıları, Enver Paşa’nın pan-Türkist emellerini ve Britanya Hindistanı’ndaki Müslüman hassasiyetini yakından takip ediyordu[16]. Eğer Türkistan cephesinde bir isyan kontrolden çıkarsa, Osmanlı ile iş birliğine dönüşebilir, Britanya’nın Afganistan’da karşılaştığı Senusi Cihadı gibi Rusya için bir cihad cephesi oluşabilirdi. Dolayısıyla Rusya, Orta Asya ayaklanmasını en sert şekilde bastırmaya yöneldi.
Rusya’nın Askerî Baskı ve Bastırma Politikaları
1916 Türkistan ayaklanmasının Ruslarca bastırılmasının ardından Kırgız ailelerin yurtlarını terk ederek Çin’e sığınmak zorunda kalışını gösteren bir fotoğraf. Rus ordusu, ayaklanmayı bastırmak için bölgeye acilen takviye birlikler sevk etti. General Aleksey Kuropatkin, Temmuz 1916’da Türkistan Genel Valiliği görevine getirilerek isyanın bastırılmasıyla görevlendirildi. Çarlık otoriteleri, General Mihail Skobelev’in 19. yüzyılda Türkistan’da uyguladığı “şiddetli tedip” yöntemlerini örnek alacaklarını açıkça belirttiler[30]. Skobelev’in ünlü sözü, Rus stratejisinin özeti gibiydi: “Barışın süresi, düşmana tattırdığınız katliamın büyüklüğüyle doğru orantılıdır. Ne kadar sert vurursanız o kadar uzun süre sessiz kalırlar.”[31]. Nitekim 1916’da da aynı ilke benimsendi: Rus kuvvetleri, isyancı köy ve obaları en küçük direniş emaresinde top yekûn cezalandırma yoluna gittiler. Orta Asya halkının modern silahlardan yoksun oluşu, direnişi askeri açıdan zayıf kıldı; ancak Ruslar karşı koyma imkânı olmasa bile “olabildiğince sert vurmayı” tercih ettiler[32].
Bastırma hareketi son derece kanlı oldu. Resmî kayıtlar eksik olsa da, tarihçilerin çoğu en az 100-150 bin Türkistanlının (çoğunluğu Kırgız ve Kazak) öldüğünü, bazı kaynakların ise ölü sayısını 250 bini aştığını belirttiğini kaydeder[33]. Sadece çatışmalarda değil, Rus ordusunun yaktığı köyler, kış ortasında dağ aşmaya çalışan kaçak kafilelerinin telef olması ve açlık/soğuktan ölümler bu rakama dahildi. Örneğin, Kırgızların Çin’e kaçış güzergâhında bulunan Belovodsk köyünde, bir tek günde 500’den fazla sivil (kadın, çocuk dahil) Rus askerlerince katledildiği rapor edilmiştir[34]. Yaygın kanaate göre, 1916 Ürkün faciasında sadece Kırgızlar arasında 150.000’den fazla can kaybı yaşanmıştır[33]. Kazak bozkırlarında da durum benzerdir: Britannica’da aktarıldığı üzere Rus birlikleri isyanı “azami vahşetle” bastırmış; sonuçta 300.000’den fazla Kazak ve Kırgız, can havliyle Çin sınırını geçerek kaçmak zorunda kalmıştır[35]. Genel olarak değerlendirmek gerekirse, 1916 ayaklanması Orta Asya Türk halkları için adeta bir kırım ve demografik yıkım olmuştur. On binlerce insan hayatını kaybetmiş, yüz binlercesi de ata yurtlarını terk ederek Doğu Türkistan (Çin) topraklarına sığınmıştır[35]. Bu göç edenler arasında sadece isyancılar değil, Rus misillemesinden korkan sivil halk da bulunuyordu.
Rusya askeri tedbirlerle yetinmedi; sıkıyönetim ilan edilerek bölgedeki tüm sivil idare ordu komutanlarının denetimine verildi. İsyana katıldığı şüphesiyle binlerce kişi tutuklandı, bir kısmı cephe gerisi işlerde zorla çalıştırıldı veya Sibirya’ya sürgüne gönderildi. Kazak isyan lideri Amangeldi İmanov gibi bazıları Rus askerî makamlarınca gıyabında idama mahkûm edildi (İmanov, 1919’da Bolşevikler ile iş birliği yaparken ölü ele geçirilecektir). Rus ordusu, isyanın büyük ölçüde bastırıldığını Ekim 1916’ya gelindiğinde rapor etse de, aslında kırsal bölgelerde düşük yoğunluklu çatışmalar ve gerilla direnişi 1917’nin başlarına dek sürdü[17]. İmparatorluk otoritesi şehir merkezlerinde tesis edilse bile, dağlık ve ücra bölgelerde tam kontrol sağlanamadı. Çarlık hükümeti, Şubat 1917 Devrimi’ne dek Türkistan’da ancak kısmi bir asayiş tesis edebildi; birçok yerde düzen, kağıt üzerinde sağlansa da Rus idaresine karşı kin ve huzursuzluk devam ediyordu[36].
Siyasi Baskılar ve İş Birliğini Engelleme Çabaları
Rusya’nın askeri güçle bastırma stratejisi, siyasi ve idari baskı önlemleriyle desteklendi. Ayaklanma öncesinde de var olan siyasi dışlanma, isyan sonrasında daha da pekiştirildi. Çarlık yetkilileri, Türkistan halklarının Osmanlı ile doğrudan temas kurmasını önlemek için iletişim kanallarını sıkı denetime aldı. Telgraf ve posta haberleşmesi sansürlendi; İstanbul’dan veya diğer İslam coğrafyalarından gelen mektuplar, yayınlar engellendi. Osmanlı ajanlarının Orta Asya’ya sızabileceği güzergâhlar (İran ve Afganistan sınırları) Rus askeri birliklerince takviye edildi. Nitekim savaş sırasında Osmanlı Teşkilat-ı Mahsusa ajanlarının İran üzerinden Türkistan’a geçme girişimleri olduğu ve hatta Hacı Sami Bey gibi bazı Osmanlı subaylarının 1916-17’de bölgede faaliyet gösterdiği belirtilmektedir[37]. Çarlık istihbaratı bu girişimleri engellemek amacıyla yerel işbirlikçiler de kullanarak yoğun bir takip faaliyeti yürüttü.
Siyasi alanda, Ruslar böl ve yönet taktiklerini de devreye soktular. Ayaklanma sırasında ve sonrasında, isyana mesafeli duran veya Rus yanlısı kalan kesimler ödüllendirildi. Örneğin, Buhara Emiri Muhammed Alim Han, isyanı bastırmada Ruslarla iş birliği yaptığı için varlığını korudu; onun topraklarında çıkan karışıklıklar hızla dizginlendi. Bu şekilde Rusya, yerel müttefik elitleri kullanarak halkı kontrol etmeyi başardı. Ayrıca, ayaklanmanın faturasını yerel bey ve mollalara keserek, “halkı kışkırtan bir avuç asi” söylemini benimsediler. Rus resmi raporları, isyanı Rus hakimiyetine değil de bazı yerel güç odaklarına karşı bir hareket gibi göstermeye çalıştı; hatta Sovyet tarihçiliğine zemin hazırlayacak biçimde, “1916 isyanı aslında yerli burjuvazinin baskısına karşı halk ayaklanmasıydı” yönünde propaganda yapıldı[38]. Böylece, Rusya kendi otoritesini temize çıkarıp böl-yönet stratejisini pekiştirmeyi hedefledi.
Kültürel ve psikolojik baskı unsurları da isyan sonrasında arttı. Rus yetkililer, Osmanlı halifesinin cihat çağrısının Türkistan halkı üzerindeki etkisini kırmak için resmî din adamlarını devreye soktu. Bölgedeki Rus kontrolündeki ulema, hutbelerde Çar’a bağlı kalınması gerektiğini, Osmanlı’nın “yanlış bir maceraya” sürüklediğini vaaz etti. Bir yandan da Rusya, savaş boyunca Müslüman tebaasına iyi niyet gösterileri yapmaya çalıştı: 1916’da bir “Müslümanlar Kurulu” oluşturulacağı gibi vaatler gündeme geldi ancak devrim patlak verdiğinden bunlar tam uygulanamadı. Bu tür girişimlerle, halkın Osmanlı’ya teveccühü azaltılmak istendi.
Son olarak, şiddet içeren caydırıcılık sürekli hissedilir kılındı. 1916 sonrasında dahi Orta Asya’nın kritik bölgelerinde Rus askeri varlığı artırılarak devam etti. Köy baskınları ve silah arama operasyonları sürdürüldü; bu sayede halk gözdağı altında tutuldu. Rusya, Osmanlı ile doğrudan bir iş birliği ihtimalini, sahadaki bu sert tedbirlerle fiilen ortadan kaldırmış oldu. Nitekim 1917’de Çarlık çökene kadar, Orta Asya Türk topluluklarının Osmanlı ordusuyla birleşmesi veya koordineli hareket etmesi mümkün olamadı.
Sonuç ve Değerlendirme
Özetle, I. Dünya Savaşı yıllarında Rusya, Orta Asya’daki Türk-Müslüman tebaasının Osmanlı Devleti’ne eğilim göstermesini ve onunla iş birliği yapmasını engellemek amacıyla çok yönlü bir baskı politikası uyguladı. Aşağıdaki tabloda, Çarlık Rusyası’nın bu dönemde başvurduğu baskı araçları özetlenmiştir:
Baskı Türü
Rusya’nın Uygulamaları ve Örnekleri
Askerî Baskılar
İsyanların şiddetle bastırılması: 1916 Orta Asya ayaklanması Rus ordusu tarafından “azami vahşetle” ezildi; on binlerce sivil öldürüldü, köyler yakıldı[35]. Toplu cezalandırma: Direniş görülen bölgelerde kadın-çocuk ayrımı olmaksızın toplu infazlar gerçekleşti; bu sert tedbirler diğer bölgelere gözdağı oldu[39]. Sıkıyönetim: Bölge uzun süre askeri yönetim altında tutuldu, kolluk kuvvetleri devriyeleri artırıldı.
Siyasi Baskılar
Temsil hakkının engellenmesi: Türkistan halkı Duma’da temsil edilmedi, yöneticiler doğrudan Rus atamalarıydı[1]. İş birlikçi yerel elitlerin kullanımı: Buhara Emiri gibi isimler Rusya’ya sadık kaldıkları sürece iktidarda bırakıldı; isyan karşıtı kesimler ödüllendirildi. Böl ve yönet propagandası: Ayaklanma yerel unsurların suçu gibi gösterilip imparatorluğa bağlı kalınması için halk yönlendirildi[38]. İletişim denetimi: Osmanlı ile haberleşme kanalları kesildi, ajan faaliyetleri yakından takip edilerek Osmanlı-Türk propagandasının bölgeye sızması önlendi.
Kültürel Baskılar
Russifikasyon ve asimilasyon: Rusça okullar açılarak yerel dil ve kültür geriletildi[13]. Dinî kontrol: Ulema denetim altına alındı, halkın hilafet çağrısına kapılmaması için resmi din adamları vasıtasıyla telkin yapıldı. Yerleşim ve demografi: Rus ve Ukraynalı yerleşimciler sistemli şekilde iskan edilerek Türk halklarının toprakları daraltıldı, nüfus dengesi değiştirildi[5]. Sansür ve yasaklar: Pan-Türkist yayınlar, İstanbul’dan gelen gazeteler yasaklandı; kültürel organizasyonlar (dernek, mektep) sıkı gözetim altına alındı.
Bu baskı politikaları sayesinde Çarlık yönetimi, 1917’deki çöküşüne dek Orta Asya’yı büyük ölçüde kontrol altında tutmayı başardı. I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nin Orta Asya Türklerini kendi safına çekme veya ayaklandırma girişimleri, Rusya’nın sert önlemleriyle sonuçsuz bırakıldı. Her ne kadar 1916 ayaklanması Rus cephesini sarsmış ve bölgedeki sömürge rejiminin zayıflığını göstermişse de, Osmanlı ile fiili bir buluşma gerçekleşmedi. Pan-Türkist idealler, o dönemde yerel kimliklerin ve Rus baskısının duvarına çarptı; Orta Asya halkları topyekûn Osmanlı’ya yardım için harekete geçemedi.
Rusya’nın tepkisi son derece sert ve acımasız oldu: Askeri yöntemlerle on binlerce insanın hayatına mal olan bir bastırma politikası izlediği gibi, siyasi-kültürel alanda da kontrolü sıkılaştırarak herhangi bir Osmanlı nüfuzunu engelledi. Bu dönemde yaşananlar, Orta Asya halklarının hafızasında derin izler bıraktı. Nitekim 1916 Ürkün faciası, özellikle Kırgızlar tarafından bir trajedi ve soykırım olarak anılmakta; 2016’da Kırgızistan resmi olarak bu olayın bir katliam olduğunu ilan etmiştir[40].
Öte yandan, 1917’de Çarlık Rusyası yıkılınca ortaya çıkan iktidar boşluğu, Orta Asya Türklerine kısa süreli de olsa bağımsızlık umutları verdi. Kazak aydınları Alash Orda hükümetini, Hokand’daki Özbek liderler Türkistan Muhtariyeti’ni ilan ettiler. Ancak bu hareketler de Bolşevik Rusya tarafından bastırıldı ve takip eden yıllarda Basmacı Hareketi adıyla bilinen silahlı direniş ortaya çıktı[41]. İlginçtir ki, I. Dünya Savaşı’nda Orta Asya’ya ulaşamayan Enver Paşa, 1921’de bölgede Basmacılarla birlikte Sovyetlere karşı savaşmaya gelmiştir[41]. Bu da gösteriyor ki, savaş sırasında Rusya’nın engellediği Osmanlı-Türkistan iş birliği fikri, savaş sonrasında bile bazı Türk liderlerin zihninde yaşamıştır.
Sonuç olarak, I. Dünya Savaşı yıllarında Orta Asya’daki Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen gibi Türk topluluklarının Osmanlı Devleti’ne yardım etme potansiyeline karşı Rusya, askeri şiddet, siyasi manevra ve kültürel tahakkümün bir arada uygulandığı kapsamlı bir tepki verdi. Tarihsel belgeler ve olaylar, Rusya’nın bu bölgelerde en ufak bir Osmanlı nüfuzunu dahi kabul etmemek için ne denli katı davrandığını göstermektedir. Bu sert politikalar kısa vadede başarılı olup Osmanlı’nın Turan idealini gerçekleştirmesini engellemişse de, uzun vadede Orta Asya halklarının bağımsızlık arzusunu körükledi. Rus baskısına rağmen milli bilinç tamamen bastırılamamış; bu bilinç, sonraki yıllarda Sovyet yönetimine karşı da mücadele olarak devam etmiştir.
Kaynaklar:
* Üre, Pınar. “Panturkism.” 1914-1918-online: International Encyclopedia of the First World War, 2017[42][12].
* Davies, Franziska. “Muslim Soldiers in the Russian Army.” 1914-1918-online: International Encyclopedia of WWI, 2017[43][20].
* Britannica. “History of Central Asia – Under Russian Rule.” Encyclopædia Britannica[5][35].
* RFE/RL (Azattyk). Bruce Pannier, “Remembering The Great Urkun 100 Years Later.” Radio Free Europe/Radio Liberty, 2016[16][33].
* Vikipedi (Türkçe). “1916 Orta Asya Ayaklanması.” Vikipedi[17][1].
* Kodaman, Bayram. “Causes of the Urkun: The Genocide of 1916.” SDÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 26, 2012[44][9].
[1] [6] [17] [36] [37] [40] 1916 Orta Asya Ayaklanması - Vikipedi
[2] [3] [4] [5] [12] [13] [35] History of Central Asia - Russian Rule, Silk Road, Empires | Britannica
[7] [8] [9] [14] [15] [22] [24] [44] Microsoft Word - 3. Bayram KODAMAN.doc
[10] [11] [41] [42] Panturkism