banner1230
ŞİİR TADINDA EVLİYA ÇELEBİ HARİTASI İLE DÜNYADA BELGESEL TADINDA DEVRİ ALEM

20 Ocak 2026 Salı 10:01

 Yazdığı şiirleri besteleyerek şarkı haline getiren dünyanın bir çok ülkesinde dinlenen 2025 aile yılı www.ailesevgisi.com için bestelediği aile şarkısı ile İKTAV ARAŞTIRMA merkezi www.iktav.com tarafından yılın sanatçısı seçilen https://youtu.be/3q1hzb0ui6c Sn. Nedret DEMİR'in kaleminden evliya çelebi Hariratası ile evliya çelebinin izinde dünyada devri alem yapmak için haritayı tıklayabilirsiniz 

EVLİYA ÇELEBİ ŞİİRİ

Gördü rüyada Peygamberi, sürçtü dili
Şefaat diyecekti ama, o hep hayalinde olan seyahati istedi
Bir rüya deyip te geçmemeli
İnsan bir şey isterse, elbette gönülden istemeli
Çok diledi hep istedi Evliya Çelebi
 
İstedi Sultan Murat ondan, çok hoştu sohbeti
Onda ise derinden bir tutkuydu, aşktı seyahati
Etti duayı, aldı babadan nasihati
İnsan bir şey isterse, elbette gönülden istemeli
Yol göründü yola çıktı Evliya Çelebi
 
Hafızdı, güzeldi sesi, gönlünde musiki, öğrendi pek çok dili 
Uysaldı, hoşgörülüydü, insan dostuydu ve bir dünya gezgini
Söyledi İnalcık Hoca bize, o “en büyük sosyal tarihçi” dedi
İnsan bir şey isterse, elbette gönülden istemeli
Hem gezdi hem gördü hem de yazdı hep Evliya Çelebi
 
Nedret Demir/Yazar
19-01-2026



BELGESEL  TADINDA  GEZGİNLERİN  ÖNDERİ  EVLİYA  ÇELEBİNİN  HAYAT HİKAYESİ 

Derviş Mehmed Zıllî veya bilinen adıyla Evliya Çelebi, 17. yüzyılın önde gelen bir Osmanlı seyyahı ve nesir yazarı.

Eserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim insanı olan Halil İnalcık’ın “EN BÜYÜK SOSYAL TARİHÇİ” diye tarif ettiği Evliya Çelebi.

Kendi deyimiyle o; Dünya gezgini, insanoğlunun dostu, riyasız Evliya’dır. Yine kendisini “bekâr”, “derviş”, “fakir”, bir de “riyakâr olmayan” gibi sıfatlarla bize tanıtır.

Bununla birlikte onun hakkında “bin tanıdığı olan”, “uysal”, “hoşgörülü” ve “sosyal” tanımlamaları da kullanılır.

AİLESİ

Ailesi aslen Kütahyalı olup, İstanbul’un fethinden sonra Kütahya’dan buraya gelip Unkapanı muhitine yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır.

Evliyâ Çelebi'nin müze olarak kullanılan Kütahya'daki evi.

Evliya Çelebi’de 25 Mart 1611'de İstanbul'da Unkapanı’nda doğdu.

İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Er Sinan Camii'dir.

Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede meftundur.

Babası, Derviş Mehmed Ağa ve Derviş Mehmed Ağa-i Zılli şeklinde de geçen Saray-ı Amire kuyumcubaşısı Derviş Mehmed Zıllî Efendi ‘dir. I. Süleyman'dan I. Ahmed'e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken ölmüştür. Babası Mehmet Zıllî Efendi, Kıbrıs Adası'nın fethi, Kâbe'nin tadilatı gibi önemli işlere iştirak etmiş (Kâbe’nin oluklarını bizzat kendi eliyle sürre emaneti ile götürmüş), Sultan Ahmed Camii'nin kapı ve pencerelerinin tezyinatında çalışmış, böylece Sultan I. Ahmed’in takdirini kazanmış, yaşadığı dönemin önemli kişilerinden birisi olarak bilinir.

Annesi Abhaz’dır. I. Ahmed zamanında saraya getirildiğini ve babası ile evlendirilmekle birlikte, annesi tarafından Melek Ahmed Paşa, Defterdarzade Mehmed ve İpşir Mustafa Paşa ile akrabalığı vardır.

Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir.

Mahmud adında bir erkek kardeşiyle, sayılarını ve isimlerini vermediği kız kardeşleri bulunmaktadır.

Evliya Çelebi'nin İnal diye okunan bir kız kardeşi vardı, IV. Murad döneminde isyan eden Balıkesirli İlyas Paşa ile evliydi. Kimi kaynaklarda kız kardeşinin bir değil birden fazla olduğu söylenilse de kim oldukları hakkında net bilgi yoktur.

Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür.

Evliya Çelebi’nin 1685 yılından sonra Mısır'da öldüğü tahmin edilmektedir. Ölüm yeri ve mezarı bilinmemektedir. Kabri bir ihtimal, şimdi Lohusa Sultan Türbesi yanındaki Meyyit Mezarlığı'nda, ailesi yanındadır.

Evliya Çelebi'ye doğduğunda ad konulması ile ilgili bir görüşe göre; babası, devrin büyük imamlarından Evliya Mehmed Efendi'ye çok hürmet gösterdiği için oğlunun ismini Evliya koymuştur; bir görüşe göre ise Evliya bizzat kendisi hocasına saygısından dolayı bu adı almıştır.



Eğitimi

Evliya Çelebi, İlmi hayatının ilköğrenimini kendi mahallesinde bulunan sıbyan mektebinde yapmıştır. Daha sonra Unkapanı semtinde yer alan Şeyhülislam Hamid Efendi Medresesinde, Müderris Ahfaş Efendi'den yedi yıl ders görmüştür. Bu medresede başta Ahfaş Efendi olmakla birlikte farklı hocalardan da ilim tahsil etmiştir.

Şadizade Darül-kurrasında Evliya Mehmet Efendi'den on bir sene hafızlık dersi almıştır. Ayrıca kuyumcu olan babası Mehmet Zıllî Efendi'den taş üzerine yazı yazmak gibi beceriler edinmiştir. Okul öğreniminin dışında özel hocalardan Kur'an, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri aldı. Kur'an'ı ezberleyerek hafız olmuştur.

Bu eğitim aşamalarını tamamladıktan sonra 25 yaşında iken; 1635 yılının Kadir Gecesinde Ayasofya Camii’nde hafızlık yaptığı esnada, Melek Ahmet Paşa tarafından IV. Murad'a sunulmasının ardından Murad'ın iradesiyle saraya alınıp musahipler(sohbetçiler) arasına katılmıştır.

Saraya alınmasına o sırada silahtar olan akrabası Melek Ahmed Paşa, Ruznâmeci İbrahim Efendi ve Hattat Hasan Paşa yardımcı olmuşlardı. Yaptığı işlerle padişah ve devlet ileri gelenlerinin beğenisine mazhar olmuştu.

IV. Murad'ın ölümüne kadar sarayda zekâ ve güzel konuşma kabiliyeti sayesinde padişahın teveccühünü kazanmıştı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu.

Saraya alınan Evliya Çelebi, burada Enderun mektebinde eğitim alma imkânını yakalamıştır. Saraya özgü bir okul olan Enderun-i Hümayûna girmiş ve eğitimine burada devam etti. (Enderun, Osmanlı Sarayı içinde yer alan, devlet adamı yetiştirmek üzere çeşitli kısımlardan oluşan eğitim kurumu idi.)

Enderun'da dil bilgisi, gramer, kafiye, hüsn-ü hat dersleri gördüğü gibi Enderun musikişinaslarından Musahip Derviş Ömer Ağa'dan da musiki öğrendi. Burada Turşucubaba Ahmet Ağa ve Hadım Gazanfer Ağalar tarafından eğitim görmüş, bunlarla birlikte, Evliya Mehmet Efendi'den Tecvit, Keçi Mehmet Efendi'den Kafiye ve Nahiv dersleri almıştı.

“Aldığı iyi bir eğitimle birlikte pek çok dile de vakıf oldu. Türkçeyi düzgün, etkili ve sanatsal kullanabilme becerisine sahipti. Babasının çırağından Rumca, Enderun'dan Arapça ve Farsça, babasının arkadaşı Simyon ustadan ise Latince ve Yunanca öğrenmişti.

Sadece dil eğitimi ile de yetinmeyip, Çelebi ata binmeyi seven ve iyi cirit kullanan bir kişilikti. Hatta cirit oynarken birkaç dişi kırılmış ve bu kırılan dişlerini Viyana'da bir dişçiye yaptırmıştı.”

Dört yıl boyunca Enderun'da kalan Evliya Çelebi,1640 yılında Enderun mektebindeki eğitimini tamamladı.

“Ailesinin maddi durumu iyi olduğu için, geçim sıkıntısı yaşamayan Çelebi, Enderun’daki eğitiminden sonra saraya Musahib (sohbetçi) olarak kabul edilmiş ve daha sonra da Sipahiler zümresine dahil olmuştur. (Musâhib kelimesi “sohbet ehli kimse, arkadaş, dost” anlamına gelir. Osmanlı saray teşkilâtında saraydaki görevliler içinde vezir ve beylerbeyilerinden padişaha danışmanlık yapan, kişiliği ve bilgisiyle temayüz ederek ona arkadaşlıkta bulunanlar için kullanılmıştır.) Osmanlı Devleti'nde sipahiler ise hem bir asker hem de vergi toplayıcısı olmasının yanında daha birçok memurun görevini icra eden konumuyla taşrada yönetimin temsilcileri idiler. Çelebi de maaşlı olarak sipahi zümresine dâhil edilmiştir.

Evliya Çelebi, musahib(sohbetçi) olarak IV. Murad’ın hizmetine alınıp yaklaşık iki yıl süren bu görevini büyük özveriyle yerine getirmiş ve kendi isteğiyle bu görevden ayrılmıştır.

Kişiliği ve Özellikleri

Zamanına göre çok iyi derecede tahsil gören Evliya Çelebi, nazımla meşgul olmuş ve musikiyle uğraşmıştır.

Hayatının son demlerinde bile içinde seyahat aşkı bulunduran Evliya Çelebi, her fırsattan istifade ederek gezmekten bıkmamıştır. Vezirler arasındaki husumet ve rekabetten hâsıl olan kırgınlıkları güzel bir şekilde idare ederek aralarını uzlaştırarak düzeltmeye çalışmıştır. Kendisi hiç evlenmemiş, elde ettiği tüm hediyeleri, para ve ganimet mallarını kız kardeşlerine sarf etmiştir.

Evliya Çelebi'nin ilk gayesi Osmanlı İmparatorluğu'nun ve çevresinin tam anlamıyla kusursuz bir betimlemesini sunmaktı.

Seyahatlerini Melek Ahmed Paşa, Defterdarzade Mehmed Paşa, Köse Ali Paşa, Köprülü Mehmed Paşa, Kırımı Hanı ve sairenin refakatinde yaptı ve bunlarla beraber yabancı ülkeleri de gördü. Vezirlerle seyahatleri sırasında onların imam ve müezzinliklerinde ve iç ağalıklarında bulunarak pek çok defa haber götürme göreviyle İstanbul'a ve başka yerlere gidip geldi.

Evliya Çelebi, imparatorluk kültürel zirvesinde iken, elli yılı aşkın süreyle Osmanlı topraklarını (Balkanlar, Anadolu, Batı Asya, Orta Doğu, Mısır) ve komşu toprakları gezmiş, gördüklerini ve yaşadıklarını Seyahatname adlı eserinde toplamıştır.

Hayatı boyunca gezdiği şehir sayısı 257'dir.

Evliya Çelebi güçlü tasvirleri, mizahî ve farklı tarzıyla yer yer böyle abartı anlatımlara başvurmuş bir seyyah olarak uzun zaman kültür ve edebiyat tarihimizde önemli bir şahsiyet olmuştur.

Evliya Çelebi'nin meydana getirdiği eser sadece uzun seyahatlerin betimlemesi olmamakla birlikte; tarih, coğrafya, etnografya, antropoloji, şehir tarihi, filoloji gibi alanlarda muhteşem bilgiler içeren kaynaktır. Ayrıca Dinler tarihi açısından da önemli ayrıntılar, Osmanlı toplumundaki müslim-gayrimüslim ilişkileri, gayrimüslim halkların günlük hayatları, ekonomik ve kültürel durumları, nüfusları, ibadet yerleri, inanç ve itikatları ve farklı topluluklara ait öyküler, türküler, halk şiirleri, söylenceler, masal, mani, ağız ayrılıkları, halk oyunları, giyim-kuşam, düğün, eğlence, inançlar, komşuluk bağlantıları, toplumsal davranışlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir.

“Yine Evliya Çelebi, eserinde kendisinin de bir etkeni olduğu olaylardan anlaşıldığı kadarıyla uysal yaradılışı, zekâsı, gelişmiş mizah gücü ve kültürü sayesinde girdiği ortamlardan gayet neşesi olan ve dikkat çeken sempatik bir kişiliğe sahiptir. Fakat sahip olduğu bütün bu olumlu özellikler, onun şahit olduğu olumsuzlukları eleştirel bir dille aktarmasını engellememiştir.

Bununla birlikte, zengin bir hayal gücüne sahip olduğu, Seyahatnamesi’nin özgün tavrından da anlaşılan Evliya Çelebi, bu hayal gücünü seyahatlerle de beslemeyi ihmal de etmemiştir.

Yine saray hayatını tanımış ve iyi imkânlarla bir hayat sürdürebilecek imkâna sahip olması onun ömrünü seyahat edip yeni yerler ve insanlar keşfetmeye adamasına engel olmamıştır.

Tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık da “seyyahlık” ve “nedimliğin (dost, arkadaş, sohbetçi)” Evliya Çelebi'nin kişiliğinde bütünleştiğini dile getirir.”

Ayrıca Evliya Çelebi’nin çevik ve sağlıklı bir yapıya sahip olduğu yıllarca at üzerinde yolculuk yaptığından, cirit oynadığından ve silâh kullanımında da becerikli olduğundan anlaşılmaktadır. Bu özelliklerinden ötürü birçok savaşa katılmış, ata iyi binen, sırası geldiği zaman cesurca dövüşen bir savaşçı olarak da birçok kez ölüm tehlikesiyle karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olup bu olumsuzluklardan ince zekâsı, hazır cevaplılığı ve güler yüzü ile kurtulmayı gerçekleştirmiş bir şahsiyettir. Birçok harbe katılmış, hatırı sayılır tehlikeler atlatmıştır. Mizaçgir ve hayırsever olması, kendisini birçok tehlikeden kurtarmıştır.

"Geleneklerine bağlı ve Osmanlı’daki çağdaşları gibi kendi kültürünün üstünlüğünden emin olan inançlı bir Müslüman olması, onu yabancı dünyaları ve becerileri tanımaktan ve tanıtmaktan engellememiştir. Saf dindarlığın yanı sıra, adeta bir XVII. yy Osmanlısı olarak hatırı sayılır bir hoşgörüye sahiptir.

Eserinde, kiliseleri ziyaret ettiğini anlatmakta ve Hıristiyan dua metinlerini aktarmakta, ayrıca konukları için evinde yasaklanmış içkiyi hazır bulundurmakla birlikte bunun gibi maddeleri kullanmadığı anlaşılan bir kişi olarak herhangi bir sakınca görmeyen Evliya Çelebi’nin dar görüşlü olamayacağı ortadadır.

“Evliya Çelebi soyunu eserinin altıncı cildinde Hoca Ahmed Yesevî'ye dayandırmakla birlikte Fatih Sultan Mehmed'in bayraktarlarından olduğunu ve doğduğu evi de onun kazandığı ganimetlerden elde ederek yaptırdığını ifade eder.



Musiki Bilgisi

Evliya Çelebi (1635-1636) yılında saraya kabul edildiğinde Ayasofya Cami'inde hafızlık yapmakta olup, Sultan Murad'ın dikkatini üzerinde toplamayı başarmıştır. Sarayda bulunduğu zamanlarda, IV. Murad tarafından kendisinden müzik ortaya koyması istenildiği bir durumda Evliya Çelebi'nin sergilediği hareket, seyyahın küçümsenmeyecek bir müzik birikimine sahip olduğunu kuvvetlendirmektedir. Yine müziğin dışında Evliya Çelebi, Sultanı nasıl eğlendirdiği konusunu eserinde aktarmakta ve seyahatten önceki hayatında bazı becerilerini ortaya koyarak sarayda bulunduğuna dikkat çekmektedir.  Çelebi'nin Sesinin güzel olmasında onun çok küçük yaşlardan itibaren müzikle iç içe olmasından kaynaklandığını, döneminin musikî üstadı Muhasip Derviş Ömer Gülşenî’den dersler aldığını kendi ifadeleriyle şöyle aktarmıştır:

Evliya Çelebi, zihni açma, hafıza ve hatıraları güçlendirmede İsfehan, aşırı hareketli, heyecanlı hastaları sakinleştirmede Rehavi, sıkıntılı, karamsar durgun ve neşesiz hastalara da Kuçi makamının iyi geldiğine Seyahatnâme’de yer vermiştir.

Sesinin güzel olduğu bilinen Çelebi, şarkı, gazel ve ezan okuyup, imamın bulunmadığı zamanlarda bazen namaz kıldırmıştır.

Amaçları

Aslında bakıldığında Evliya Çelebi'nin asıl amacı “Osmanlı İmparatorluğu’nun ve çevresinin eksiksiz bir tasvirini ve seyahatlerin eksiksiz bir kaydını sunmaktır.” Bununla birlikte seyahat yaparken yanında ona kazanç sağlayacak görevleri de kabul edip aynı zamanda ticaret yaparak geçimini sağlamıştır. Resmi görevli sıfatıyla gittiği ülkeleri seyahatinin birer parçası olarak değerlendirmiş, değişik alanlarda vazifeler yapmıştır.

1630 yılında başlayan saray hayatı yer yer inişli çıkışlı olsa da son zamanlarına kadar devam etmiş olup, katıldığı pek çok savaştan aldığı aldığı ganimetler, verilen hediyeler ve gezdiği yerlerde yaptığı ticaretten elde ettiği para ile rahat bir hayat sürmüştür.”

Yönetimin üst kademesinde birçok tanıdığı olmasına karşın, Çelebi ömrünü seyahate vermiştir. Seyahatini gerçekleştirmek, görevini yerine getirmek için yardımcı olacağı ve işini kolaylaştıracağı düşüncesiyle; mektup getirip götürmek, köyleri tahrir etmek, vergi toplamak gibi vazifeleri de kabul etmiştir.

Vilayet yönetimi için taşrada görevlendirilen paşalarla ilişkiler kuran Evliya Çelebi, hayatı ve seyahatleri boyunca musahib, hafız, müezzin, kurye, vergi memuru ve vekil gibi sıfatlarla hizmetlerde bulunmuştur.

“Evliya Çelebi kendi aktardığına göre çoğunlukla IV. Murad'ın huzuruna çıktığından, ondan övgülerle bahsettiğinden, hatta yer yer padişahın özel olarak kendisini davet ettiğinden söz eder.

“Yine Evliya Çelebi, elinde bulunan resmî belgelerden Şam'a kadar da olsa hac yolculuğunda bolca faydalanmıştır. Elinde olan bu resmî belgeler sayesinde, sürekli olarak o bölgenin en büyük mülki amirinin veya o bölgenin mahkemesinde görevli bir kadının yanında özel misafir olabilmiştir.

SEYAHATE BAŞLAMASI

Rüya ile başlayan seyahat:

Saraya musahip (sohbetçi) olarak alınan Çelebi, orada yapılan sohbetlere büyük değer vermiş, babasından ve babasının arkadaşlarından sohbetler dinleyerek kendini geliştirmeye çalışmış; onlardan ve kendi arkadaşlarından dinlediği çeşitli seyahat maceraları ondaki seyahat arzusunu dolup taşırmıştı.

Elbette bunların yanında, aldığı eğitimin, bilgi birikiminin ve geniş bir hayal dünyasının da etkileri inkâr edilemezdi.

Zaten daha küçük yaşlarından itibaren içinde müthiş gezi arzusu vardı. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu.

1040 Muharreminin aşure gecesi (19 Ağustos 1630) bir rüya görür.

(Ahi Ahmet Çelebi, bu camiyi doktorluktan kazandığı parayla 1480 yılında yaptırmış. Hz. Peygamber’in maneviyatta sabah namazını kıldığı ve kıldırdığı cami olarak da bilinen ve Yemiş İskelesi'nde 1539 ve 1653’te çıkan yangınlarda kullanılamaz hale gelen Ahi Çelebi Camisi, ikinci yangından sonra Mimar Sinan tarafından tamir edildi. 1894 depreminde de zarar gören ve onarım geçiren cami, Evliya Çelebi’nin ünlü seyahat rüyasını gördüğü cami olarak biliniyor.)

Evliya Çelebi rüyasında, kendisini Eminönü’nde Yemiş İskelesi’nde helâl mal ile yapılmış eski bir cami olan Ahi Çelebi Camii’nde, minberin dibinde oturmaktadır. Birden kapı açılır ve camiin içi nurdan bir cemaatle doluverir. Hayret ve hayranlık içinde olup biteni seyreden Evliya, gelip yanına oturan zata kim olduğunu sorar. Aldığı cevap heyecan vericidir: “Aşere-i Mübeşşere’den (Hz. Peygamber tarafından cennete girecekleri daha hayatta iken kendilerine müjdelenen on sahâbî’den ) biri olan okçuların pîri Sa’d ibni Ebi Vakkas!”

Peki, camiyi nura boğan cemaat?

Okçular pîrinin anlattığına göre, ön saftakiler peygamberlerin, arka saftakiler evliyanın ruhlarıdır. Ashabın, muhacirînin ve bütün Kerbelâ şehitlerinin ruhları da hep orada. Mihrabın sağında oturan Hz. Ebubekir ve Ömer, solundaki Hz. Osman ve Ali’dir. Mihrabın önündeki de Hz. Üveysü’l-Karâni. Müezzinlerin, dolayısıyla Evliya Çelebi’nin piri olan Bilâl-i Habeşi, camiin solunda duvar dibinde oturmaktadır. Ve işte şimdi içeri kanlı esvaplarıyla girenler de Hazreti Hamza ve cümle şehitlerin ruhları!

Sa’d ibni Ebu Vakkas, Evliya’nın “Yâ sultanım, bu cemaatin bu camide cem’ olmalarının aslı nedir?” sorusunu da şöyle cevaplandırır:

“Azak taraflarındaki İslâm askerleri dara düşmüşler, Tatar Han’ına yardıma gidiyoruz. Biraz sonra Peygamber Efendimiz de gelecek. Sabah namazının sünneti kılınacak. Sonra "Kamet getir" diye işaret buyururlar, sen de yüksek sesle kamet getirirsin. Selâmdan sonra müezzinliği Bilâl ile birlikte yaparsınız, oldu mu? Namaz bitince de Efendimiz mihrapta iken hemen koş, mübarek elini öp. "Şefaat Ya Rasûlallah" de, yardımını iste.”

Evliya Çelebi’nin rüyasında Hz. Peygamber’in girdiği cami nurla kaplanmış. Hz. Peygamber’in sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra Evliya Çelebi'ye “kamet getir” denmiş ve Evliya Çelebi Bilal-i Habeşi ile müezzinlik yapmış. Hz. Peygamber sabah namazının farzını kıldırdıktan sonra kendisine “Kalk, Peygamber’in elini öp ve iste ne istiyorsan” demiş.

Evliya Çelebi, “Kalkıyorum Peygamberimizin yüzü kapalıydı, yüzünü açtı, o kadar güzel, o kadar heybetliydi ki birden hıçkırarak ağlamaya başladım” diyor. “Resulullah’ın elini öptüm, bir büyükten ne istenmesi gerekiyorsa ben de onu yaptım” diye anlatıyor. “Şefaat ya Resulullah” diyecektim, fakat heyecandan dilim sürçtü şefaat yerine “Seyahat ya Resulullah” dedim. Benim bu dil sürçmem Peygamber Efendimiz’in hoşuna gitti ve tebessüm ederek “Şefaatim hak, seyahatin de mübarek olsun” dedi ve “El Fatiha” diyerek camiden çıktı.

Peygamber çıktıktan sonra Sa’d bin Ebi Vakkas camide en sona kaldı ve dedi ki: “Bak Evliya Çelebi, Peygamber’in şefaatini aldın, seyahat müsaadesi de aldın ve dünyayı gezmeye buradan başlayacaksın. Dünyayı ilk gezmeye sevgili İstanbul’umuzdan başla, gördüklerini kaleme al.”

Sonuç olarak Çelebi rüyasında artık Hz. Peygamber'den seyahat, şefâat ve kendisini ziyaret etme iznini ve vazifesini almıştı.


Seyahatlere Başlaması ve Evliya Çelebi'ye Baba Nasihatleri:

Rüyasını tabir ettirdiği Şeyh Abdullah Dede’nin de tavsiyesi, Sa’d b. Ebi Vakkas'ın nasihati üzerine, önce doğduğu ve yaşadığı şehir olan İstanbul’u gezmeye ve gözlemlediklerini kaleme dökmeye karar verdi. İlk gezisini, İstanbul ve çevresine yaptı. Çelebi tüm bunlardan ilham alarak, tüm birikimini kafasında toparlayarak İstanbul’dan başlayıp bütün Osmanlı topraklarını gezmeye çalışacağı seyahatleri artık başlamıştı.

“İstanbul dışına çıkma ve seyahat etme arzusu ise, Evliya Çelebi’nin babası tarafından sürekli ertelenmiş, fakat bu istek artık dayanılmaz bir durum oluşturunca, seyahat isteği içinde olan Evliya Çelebi ailesinden izin almadan 1640 yılında babasından habersiz Bursa'ya seyahate gider. Bu seyahatten 35 gün sonra geri döner, eve dönüşünde olanları, Evliya Çelebi şöyle anlatır:

O gün, üzüntü içindeki evimize varıp babam ile annemin mübarek ellerinden öptüm. Huzurlarında el bağlayıp durduğumda, aziz babam buyurdu ki: "Safa geldin, Bursa seyyahı! Safa geldin!"

Hâlbuki ne tarafa gittiğimden kimsenin haberi yoktu. Babama:

"Sultanım, Bursa'da olduğumu nereden bildiniz?".

"Sen, Aşure günü kaybolduğun mübarek gecede dua ettim. O gece rüyamda seni gördüm. Bursa'da Emir Sultan Hazretlerini ziyaretle seyahat rica edip ağlıyordun. O gece benden nice evliyalar rica edip seyahate gitmen için izin talep ettiler. Ben dahi o gece cümlenin rızasıyla sana izin verdim.

Gel imdi oğul! Bundan sonra sana seyahat göründü.

Allah mübarek eyleye!

Ama sana bir nasihatim var.”

O anda elimden yapışıp huzurunda diz çöktürdü.

Sağ eliyle sol kulağıma sıkıca yapışıp;

"Oğul!..

İyi adını kötü yapma ve kötülerle arkadaş olma, zararını çekersin.

İleri yürü, geri kalma!

Tarla basma! Dost malına göz dikme!

Koymadığın yere el uzatma!

İki kişi söyleşirken dinleme!

Davetsiz bir yere varma!

Sır sakla!

Bir mecliste dinlediğin sözleri sakla!

Evden eve söz taşıma!

Kimseyi kınama, çekiştirme!

Güzel ahlâk sahibi ol!

Herkesle iyi geçin!

Kimseye dil uzatma!

Senden uluların önünden gitme!

İhtiyarlara hürmet et!

Daima temiz ol!

Haram şeylere karşı perhizkâr ol!

Arkadaşlık ettiğin vezirlere, âlimlere, halka varıp, her an, dünya için bir şey ricasında olma ki, senden nefret etmesinler, sana soğuk davranmasınlar!

Eline giren malı israf etme!

Kanaatle geçin! Sağlık ve hastalıkta lâzım olur!

Dünyalık akçayı yiyecek, içecek için muhafaza edip namerde muhtaç olma!

 

Cümle ziyaretgâhları ve her diyarın konak yerlerinden olan çöl ve ovaları, yüksek dağları, ağaçları ve acayip kayaları, ibretle seyredilecek eserlerini, kalelerini, ulularını yazarak "Seyahatname" namıyla bir kitap yaz!

Öğütlerimi de kulağına küpe yap!..”

Deyip, enseme pehlivanca bir sille vurdu, kulağımı burup; “Yürü, akıbetin hayrola!” dedi.

Evet, artık oğlunun seyahat aşkını gören babası onun seyahatine müsaade etmişti ve kendisini zamanın önemli şeyhlerinden Abdü'l-ahat Nûri Efendi ve diğer şeyhlere götürüp el öptürerek hayır dualarını niyaz etti. Şimdi Evliya Çelebi’nin yaşamı boyunca sürecek seyahat serüveni başlıyordu. (Yazının kaynağı: Söz yazarını Besteci Gazeteci Yazar  Nedret DEMİR)


(Sefer Kerem ÖZMEN)
banner982
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsminiz
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner376

banner375

banner377

banner981

Başiskele Koridor Projesi’nde dev hamle; Kuzey...
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin üzerinde titizlikle durduğu Başiskele Koridor Projesi’nde önemli...

Haberi Oku