banner366
 Hakk’ın şe’ni / belirgin özelliği ise daima adaleti gözetmek ve tevazün içinde olmaktır. Yani her zaman dengeli ve ölçülü davranmaktır.
Çünkü selâmet ve esenlik bundan çıkar. Böylece şekavet / mutsuzluk ve sıkıntı zail olur / geçip gider, yok olur.
X
Hakkı Hakk olarak savunanların temel aldıkları ikinci esas:
Hedefinde menfaat ve çıkar yerine fazilet vardır. Yani mânen üstünlük, güzel ahlâk ve manevi değerleri hedef olarak seçmiştir.
Faziletin şe’ni / gereği ise muhabbet etmek, sevgi beslemek ve tecazübdür / birbirini cezbetmeyi ve yakınlaşmayı gerçekleştirmektir.
İşte saadet ve mutluluk bundan çıkar. Adavet ve düşmanlık bu şekilde zail olur / yok olup gider.
X
Hakkı Hakk olarak savunanların temel aldıkları üçüncü esas:
Hayattaki düsturu / kural ve prensibi cidal / mücadele ve kavga, kıtal / vuruşma yerine teavün / yardımlaşma düsturu / prensibidir.
O düsturun / kuralın şe’ni gerektirmesi ise ittihad / birlik ve tesanüd / dayanışmadır.
Çünkü cemaat / topluluk ancak bu şekilde hayatlanır, canlılık kazanır.
X
Hakkı Hakk olarak savunanların temel aldıkları dördüncü esas:
Suret-i hizmetinde / hizmet şeklinde heva ve heves yerine hüdai hidayettir / Hakka ve doğru yola iletme çaba ve gayreti içinde bulunmaktır.
O hüdanın / hidayet ve doğru yolun şe’ni / yapılmasını istediği şey ise, insana layık tarzda terakki etmek / ilerlemek ve yükselmektir. Refah, refahet ve bolluk içinde olmanın çarelerini aramaktır.
Evet, o hüda, hidayet ve doğru yolun gereği; ruha lazım suret ve şekilde, tenevvür etmek / aydınlanmak ve nurlanmaktır. Aynı zamanda tekâmül etmek yani olgunlaşmak, mükemmelleşmektir.
X
Hakkı, Hakk olarak savunanların temel aldıkları beşinci esas:
Kitleler içinde sağladığı vahdet ve birlik ciheti; unsuriyeti / menfi milliyetçiliği ve ırkçılığı tardeder, kovar. Onların yerlerine din rabıtasını / bağını koyar. Vatana nisbeti, vatan bağını esas alır. Aynı vatanda yaşamanın doğurduğu birlik ve beraberliği asıl görür.
Sınıf alâkadarlığını, sınıf bağını nazara verir. Aynı yer, aynı mekan, aynı meşgale ve uğraşta bulunmanın temin edip, sağladığı yakınlığı göz önünde bulundurur. Yani sınıf bağını, sınıf mensubiyetini gözetir. İman, inanç kardeşliğini esas alır.
Şu rabıta ve bağın şe’ni / sağladığı sonuç ise samimi / içten bir uhuvvet ve kardeşliktir. Umumî, herkese şamil, herkesi kapsamına alan bir selamet / güven ve esenliktir.
Ancak hariçten, dışardan bir tecavüz ve saldırı geldiği takdirde, işte o zaman tedafü’ eder / kendini savunur.
Zaten İslâm âleminin, Osmanlı halkının ve bugün Türk insanının Batı’ya soğuk bakmasının, Batı’nın müspet medeniyetini almakta gecikmesinin bir sebebi de, Batı’nın iyi tarafının görülmesine engel olan, bizzat Batı’nın menfi Batı Medeniyeti’dir.
Nitekim bu yüzden olsa gerek: “Garp / Batı nefreti devam etmeli, Şark / Doğu muhabbeti / sevgisi ihya edilip, diriltilmeli.” denilmiştir.
İşte Batı Medeniyeti’ni zamanında ve yeterince benimseyip, alınacak müspet ve faydalı tarafının alınmayışının sırrı budur, değerli okur!
X
Misafir Avatar
İsminiz
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner341

banner370

banner375

banner379

banner373

banner376

banner398

banner346

banner149

banner378