Bugün sizlerle yaşam rehberinden uzaklaşan insan hakkında dertleşeceğiz. Yani okumamanın acı gerçeğiyle yüzleşeceğiz.
Günümüz dünyasında bilgiye erişim hiç olmadığı kadar kolay, ancak bilgiyi özümseme ve anlam arayışı ise bir o kadar sığ. Teknoloji çağının getirdiği hız, yüzeysellik ve sonsuz görsel uyaran bombardımanı altında insanlar maalesef en temel varoluşsal eylemlerinden birini kaybetti: “Okumak”
Hepimiz bu acı gerçeğin farkındayız, değil mi? Umarım öyledir!
Ancak asıl acı gerçek, insanın sadece edebiyatı, bilimi veya felsefeyi rafa kaldırmış olması değildir. Asıl trajedi, insanın kendi varoluş amacına, hayatın karmaşasında yolunu bulması için bir kılavuz ve yaşam rehberi olarak indirilen Kur'an-ı Kerim'i de okumamasıdır.
Bugün toplum olarak karşı karşıya olduğumuz en büyük krizlerden biri, okuma kültürünün yok olmasıdır. Ekranlara bağımlı hale gelen zihinler, derinlikli düşünme, analiz etme ve empati kurma yetilerini giderek kaybetmektedir.
Hiç şüphesiz kitap okumamak; yalnızca entelektüel bir eksiklik değil, insanın iç dünyasını fakirleştiren, onu kendi duygularına ve çevresine yabancılaştıran bir süreçtir. Okumayan insan, başkalarının ürettiği fikirlerin ve manipülasyonların kolayca esiri haline gelir.
Biliyorsunuz, İslam dinimizde Kur’an-ı Kerim’in, ilk mesajı "Oku!" emridir. Bu emir; yalnızca harfleri bir araya getirmeyi değil, insanı, kâinatı, hayatı ve en nihayetinde Yaratıcı Allah’ı anlamlandırmayı ifade eder.
Buna rağmen hepiniz farkındasınızdır, bugün karşılaştığımız tablo oldukça çelişkilidir:
Uyanmalıyız ki; Kur'an-ı Kerim, evlerde yüksekte tutulan, yalnızca törenlerde veya acı günlerde seslendirilen bir "şekilsel metin" haline getirilme aşamasındadır.
Oysa O, hayatın tam ortasında durması gereken; ahlakı, adaleti, dürüstlüğü, sevgiyi ve kul hakkını öğreten bir yaşam rehberidir.
İnsanlar, kullanacağı basit bir elektronik cihazın bile kullanma kılavuzunu saatlerce incelerken; kendi hayatının, ruhunun ve ebedi yolculuğunun kılavuzu olan Kur'an-ı Kerim’i anlamak için kapağını açmamaktadır.
Okumamanın bir diğer boyutu da metni yalnızca lafzen okuyup içeriğinden, mesajından ve ruhundan habersiz kalmaktır. Kur'an-ı Kerim, insanı sürekli düşünmeye, akletmeye ve sorgulamaya davet eder. Onu hayatın rehberi yapmamak; ayetlerin ne söylediğini anlamamak, mesajı günlük hayata aktarmamak ve o ilahi pusuladan yoksun bir şekilde yol almaya çalışmaktır. Nitekim; hayat pusulasını kaybeden insanın, modern çağın getirdiği buhranlar, yalnızlıklar ve ahlaki aşınmalar karşısında savrulması kaçınılmazdır.
Şunu artık net olarak anlamalıyız ki; toplumların ve bireylerin içine düştüğü nitelik kaybının temelinde okumamak, anlamamak ve rehbersiz yaşamak yatmaktadır. Bu acı gerçekle yüzleşmek, iyileşmenin ilk adımıdır.
İnsanın yeniden kendine dönmesi; öncelikle okuma eylemini bir yaşam biçimi haline getirmesiyle mümkündür. Bu, ister dünyevi bir eser olsun, isterse hayatın en büyük hakikati olan Kur'an-ı Kerim olsun. Yeter ki insan okusun, anlasın ve yaşasın. Çünkü okumayan insan; kendi hayatının yazarı değil, başkalarının yazdığı senaryoların figüranı olmaya mahkûmdur. 17 Ekim 2026'da tüm dijital platformlarda yayına girecek “ACI AMA GERÇEK” adlı müzik albümümle bunu müzikal olarak da anlatmaya çalıştım. Uyanalım!









