banner1374
 Çok değerli okurlarım,
3 Eylül 2026'da sıcak bir Antakya gününde, dünyanın ilk aydınlatılan caddesi olan Kurtuluş Caddesi’nde; iş makinelerinin ve çalışan işçilerin arasında ilerliyorum.
Yürüyüşümün sonunda 6 Şubat 2023 depremlerinde büyük hasar gördükten sonra restore edilerek tekrar ibadete açılmış, ülkemiz sınırları içinde inşa edilmiş, Anadolu'nun ilk camisi olarak kabul edilen tarihi ve manevi bir yapı olan Habib-i Neccâr Camii’ndeyim.
Bana “Habib-i Neccâr kimdir?” diye sorsalar; onun için, “inancın, samimiyetin ve fedakârlığın sembolüdür” derim.
Yaklaşık 20 asır önce Hz. İsa döneminde yaşayan Habib-i Neccâr, Anadolu coğrafyasında tebliğ, fedakârlık ve hakikate adanmışlığın en önemli timsallerinden biridir. Kur’an-ı Kerim’in kalbi olarak kabul edilen Yâsîn Sûresi’nde kıssası anlatılan ve ismi zikredilmeksizin "şehrin en uzak ucundan koşarak gelen adam" olarak anılan bu kişi, tarih boyunca hakka şahitlik etmenin en güçlü örneklerinden birini sergilemiştir.
Tefsir ve tarih kaynaklarına göre; tevhid inancını anlatmak, tebliğde bulunmak üzere Antakya halkına elçiler gönderilmiştir. Okuyanlarınız kuşkusuz çok iyi bilir ki Kur’an-ı Kerim’de Yâsîn Sûresi’nin 13–27. Ayetleri arasında, "Ashâbü’l-Karye" (Şehir Halkı) kıssası aktarılır ve tefsir kaynaklarının büyük çoğunluğunda da bu şehrin Antakya olduğu kabul edilir.
Şehre, halkı tek bir olan Allah’a davet etmek üzere o zaman peygamber olan Hz.İsa döneminde elçiler gönderilir. Ancak şehir halkı bu daveti reddeder, elçileri uğursuzlukla suçlar ve onları taşlayarak öldürmekle tehdit eder.
İşte tam bu kırılma noktasında Habib-i Neccâr ortaya çıkar.
Şehrin en uç noktasından, daveti duyduğu an koşarak gelir. Onun gelişi, toplumsal baskı ve cehaletin hâkim olduğu bir ortamda bireysel cesaretin ve hakikat arayışının tecellisidir.
Kıymetli okurlarım;
Habib’i Neccâr’ın, kavmine seslenişi Yâsîn Suresi 20-25.ayetlerindedir. Şimdi burada bu kıssadaki bütünlüğü bozmamak adına sizlerle Yâsîn Suresindeki 13-25.Ayetlerin tümünü sırayla paylaşıyorum.
13. Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.
14.Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz,” dediler.
15.Onlar şöyle dediler: “Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahmân, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
16.(Elçiler ise) Şöyle dediler: “Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor.”
17.“Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.”
18.Dediler ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.”
19.Elçiler de “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz?). Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz,” dediler.
20-Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun.”
21.“Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.”
22.“Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”
23.“O’nu bırakıp da başka ilâhlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.”
24.O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.”
25.“Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!”
 
Evet, bu ayetleri okuduğumuzda, mesleği marangozluk olan Habib’in, son derece sade ve mantıklı gerekçelerle halkını ikna etmeye çalıştığını; Yaratıcı Allah’a kulluk etmenin doğallığını ve putlara tapmanın anlamsızlığını vurguladığını anlıyoruz.
Ancak kavminin, onun bu samimi ve barışçıl çağrısına nefretle karşılık vererek onu öldürdüğünü de 26. ve 27. Ayetler bize gösteriyor.
Rivayetlere göre Habib-i Neccâr, kavmi tarafından vahşice taşlanarak ya da linç edilerek şehit edilir. Bu kıssayı belki de eşsiz kılan en önemli detay, onun, ölüm anında ve sonrasında sergilediği tutumdur. Şehit edildikten sonra kendisine "Cennete gir!"denildiğinde, kendisini katleden kavmine karşı duyduğu merhamet ve bağışlama hissi işte bu ayetlerde şöyle ifade edilir:
26,27. (Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): “Cennete gir!” denildi. O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi.
Bu ifade; kin, nefret ve intikam duygularından arınmış, düşmanının dahi hidayetini ve iyiliğini isteyen bencil olmayan bir imanın zirvesini gösterir.
Habib-i Neccâr; doğru bildiğini yalnız kalma pahasına savunmanın, toplumsal baskılara karşı hakkı haykırmanın ve zalimlere karşı dahi merhameti muhafaza edebilmenin adıdır.
Onun kıssası, sadece geçmişte yaşanmış tarihsel bir olay değil; her çağda hakikat yolunda mücadele eden, samimiyetle tebliğde bulunan ve insanlığın iyiliğini isteyen bireyler için zamansız bir rehberdir.
 
Ve bu kıssanın sonunda iki ayet var ki (28-29.ayetler) final ayetler:
 
28.Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.
29.Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler.
 
Başka söze gerek kalmadı.
Misafir Avatar
İsminiz
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner376

banner375

banner377

banner981