banner1369

Kocaeli’nin dününü kayıt altına almadan yarınını anlamak mümkün mü?

“Sevmek tanımakla başlar.”

Yarım asrı aşan gazetecilik ve belgeselcilik hayatım boyunca dünyanın yaklaşık 80 ülkesini, Türkiye’nin ise dört bir yanını dolaştım. Gittiğim her yerde aynı sorunun peşine düştüm:

İnsanlar nereden gelmiş, nereye gitmiş, hangi şartlarda hayat kurmuş ve yaşadıkları coğrafyayı nasıl vatan bilmişlerdir?

Bugün bu soruyu Kocaeli için sormanın zamanı geldi.

Çünkü Kocaeli sadece bir sanayi şehri değildir.

Kocaeli; göçlerin, kültürlerin, emeklerin, hatıraların, üretimin ve farklı coğrafyalardan gelen insanların buluştuğu bir dünya kentidir.

İstanbul’un yanı başında, Marmara Denizi ile Karadeniz arasında stratejik bir konumda bulunan Kocaeli; limanları, ulaşım ağları, sanayi kuruluşları, üniversiteleri, teknoloji altyapısı, tarihi ve doğal güzellikleriyle Türkiye ekonomisinin önemli merkezlerinden biridir.

Dünyanın birçok ülkesinden uluslararası kuruluşlar Kocaeli’de üretim yapıyor.

Fakat Kocaeli’yi asıl değerli kılan yalnızca fabrikaları değildir.

Kocaeli’yi Kocaeli yapan insandır.


Kocaeli’nin gerçek zenginliği: Göç hikâyeleri

Kocaeli tarih boyunca farklı coğrafyalardan gelen insanların buluştuğu bir merkez oldu.

Balkanlar’dan, Rumeli’den, Batı Trakya’dan, Kafkaslar’dan, Girit’ten, Rodos’tan ve Anadolu’nun hemen her bölgesinden insanlar Kocaeli’ye geldi.

Kimi savaşlar, kimi siyasi ve ekonomik şartlar, kimi geçim derdi, kimi ise daha iyi bir gelecek arayışıyla yola çıktı.

1800’lü yıllardan itibaren yaşanan göçlerle Kocaeli’nin sosyal dokusu zenginleşti.

1960’lardan sonra ise Anadolu’nun çeşitli şehirlerinden Kocaeli’ye yönelik yeni bir göç dalgası başladı.

Giresun’dan Trabzon’a, Erzurum’dan Kars’a, Sivas’tan Tokat’a, Kastamonu’dan Bolu’ya, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan Ege’ye kadar Türkiye’nin dört bir yanından insanlar Kocaeli’ye geldi.

Geldiler…

Çalıştılar…

Evler kurdular…

Çocuklarını büyüttüler…

Mahalleler, köyler ve yeni hayatlar oluşturdular.

Ve sonunda Kocaeli’yi vatan bildiler.

Bugün Kocaeli sokaklarında dolaşırken aslında Türkiye’nin tamamından izler görmek mümkündür.

Fakat bu büyük göç hikâyesinin önemli bir bölümü henüz yazılmadı.


Kefken’de bir Giresun hikâyesi

Geçtiğimiz günlerde acı bir haber aldım.

Mehmet Buruş amca vefat etmiş.

Giresun’un Espiye ilçesi Ericek köyünden Kefken’e gelen Mehmet Buruş amca, 90’lı yaşlarını geçmişti.

Yıllar önce kendisiyle bir belgesel söyleşisi gerçekleştirmiştik.

Kefken’e neden geldiklerini, kimlerin kendisinden önce bölgeye yerleştiğini, nasıl bir hayat kurduklarını anlatmıştı.

Anlattıkları aslında yalnızca bir insanın hayat hikâyesi değildi.

Kocaeli’ye yönelik büyük Anadolu göçünün küçük ama çok önemli bir parçasıydı.

Önce yakınları gelmişti.

Sonra onlar Mehmet Buruş amcaya haber vermişlerdi.

O da onların peşinden Kefken’e gelmişti.

Bir süre sonra aynı yöreden gelenler çoğalmış ve Kefken’de adeta küçük bir Giresun oluşmuştu.

Bugün geriye dönüp baktığımızda bunun ne kadar önemli bir sosyal tarih olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Fakat Mehmet Buruş amca artık yok.

Onunla birlikte yalnızca bir insanı kaybetmedik.

Bir hafızayı, bir dönemi, bir göç hikâyesini ve yazılı olmayan onlarca bilgiyi de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız.

İşte sözlü tarih çalışmalarının önemi burada ortaya çıkıyor.

Benim ilk göç hikâyem: Ericek yayla yolu

Benim için “göç” kelimesinin ilk anlamı şehirlerarası göç değildi.

Çocukluğumda göç denildiğinde aklıma önce yayla göçü gelirdi.

Mayıs aylarında köyde büyük hazırlıklar yapılırdı.

Büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar hazırlanır, eşyalar toparlanır, yayla yollarına düşülürdü.

Bugün birkaç saatte çıktığımız yolları o zamanlar yaklaşık iki günde aşardık.

Bugünün Soğukpınar beldesi Dikmen köyünden yola çıkılır, Gıran’dan geçilir, Maden’e, Olucak Dağı’na, Pervane’ye ulaşılır, ardından Ericek Hanı’na inilir ve tarihi taş köprüden geçilirdi.

Yol boyunca her ağacın, her derenin, her taşın bir hikâyesi vardı.

Ben daha o zamanlar gelecekte uluslararası gazeteci ve belgeselci olacağımı bilmiyordum.

Ama çocuk gözlerimle çevremi seyrediyor, gördüğüm her şeyi hafızama kaydediyordum.

Belki de belgeselciliğin ilk temelleri o yıllarda atılmıştı.

Rahmetli annemle birlikte koyunları yaylaya götürdüğümüz günler…

Pervane Dağı’nda bir gece konaklamamız…

Gürgen ağacının altında gökyüzündeki yıldızları seyretmem…

Ericek Hanı’nda konaklamalar…

Babamla birlikte tarihi köprünün üzerinde yaşadığımız hatıralar…

Ve o köprü civarında içtiğim çaylar…

Bunların her biri bugün benim için birer sözlü tarih belgesi niteliğinde.

Zeynep Bacı’nın evi ve vakıf kültürü

Ericek yolculuklarının hafızamda ayrı bir yeri daha var.

Zeynep Bacı’nın evi…

O ev, yalnızca bir ev değildi.

Yoldan geçenlerin konakladığı, göç edenlerin ağırlandığı, su verilen, insanların birbirine sahip çıktığı bir mekândı.

Bugünün anlayışıyla baktığımızda orayı bir çeşit vakıf kültürünün yaşatıldığı geleneksel konaklama noktası olarak değerlendirmek mümkündür.

Tarihi Ericek Köprüsü’nün başında suya bakarken duyduğum heyecanı bugün bile hatırlıyorum.

İşte tarih bazen büyük kitaplarda değil;

bir evde, bir köprüde, bir bardak çayda, bir yaşlı insanın hatırasında saklıdır.

Kocaeli’nin kentlilik meselesi

Bugün Kocaeli’nin önemli meselelerinden birinin kente aidiyet ve kentlilik bilinci olduğunu düşünüyorum.

Kocaeli’de yaşayan insanların önemli bir bölümü başka coğrafyalardan gelmiş olabilir.

Fakat insanın doğduğu yer ile doyduğu yer arasında bir bağ kurması gerekir.

Çünkü şehirler yalnızca binalardan, yollardan, fabrikalardan ve alışveriş merkezlerinden meydana gelmez.

Şehir;

hafızadır.

Şehir;

insandır.

Şehir;

hatıradır.

Şehir;

ortak geçmiş ve ortak gelecek duygusudur.

Bu nedenle benim yıllardır kullandığım bir söz var:

“Sevmek tanımakla başlar.”

Bir şehri tanımadan onu sevmek, geçmişini bilmeden geleceğini kurmak kolay değildir.

Kocaeli’yi tanımamız gerekiyor.

Kocaeli’nin köylerini, mahallelerini, fabrikalarını, limanlarını, tarihi yapılarını, tabiatını ve en önemlisi insanlarını tanımamız gerekiyor.


Tahir Büyükakın’a tarihi görev

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tahir Büyükakın’ın Kocaeli’nin kent kimliğini güçlendirmeye yönelik çalışmalarının bu açıdan önemli olduğunu düşünüyorum.

“Mutlu Şehir Kocaeli” anlayışı çerçevesinde kentin yaşam kalitesine, sosyal ve kültürel hayatına yönelik çalışmalar yürütülürken, bunun bir ayağının da Kocaeli’nin tarihî hafızasını korumak olması gerektiğine inanıyorum.

Kocaeli’nin geleceğini planlarken geçmişini de kayıt altına almak zorundayız.

Bu nedenle Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde;

Kocaeli Tarih ve Kültür Araştırmaları Merkezi

kurulması önemli bir kültür projesi olabilir.

Bu merkez yalnızca bir bina olmamalıdır.

Kocaeli’nin hafızasının toplandığı yaşayan bir arşiv olmalıdır.

Eski fotoğraflar…

Gazeteler…

Kitaplar…

Belgeler…

Tapu ve yerleşim kayıtları…

Göç hikâyeleri…

Sözlü tarih kayıtları…

Belgeseller…

Eski filmler…

Mektuplar…

Aile albümleri…

Köy ve mahalle tarihleri…

Eski sanayi kuruluşlarının belgeleri…

Esnaf ve zanaatkârların hikâyeleri…

Kocaeli’ye gelen göçmenlerin yerleşim hikâyeleri…

Bütün bunlar bir merkezde toplanabilir.

Üniversitelere büyük görev düşüyor

Bu çalışmanın yalnızca belediyelerin görevi olarak görülmemesi gerekir.

Kocaeli Üniversitesi başta olmak üzere şehirdeki üniversitelerimizin ilgili fakülteleri bu çalışmanın bilimsel ayağını oluşturabilir.

İletişim fakülteleri sözlü tarih ve belgesel çalışmalarına;

Fen-Edebiyat fakülteleri tarih, sosyoloji, antropoloji ve folklor araştırmalarına;

Teknik üniversiteler sanayi ve teknoloji tarihine;

Sağlık bilimleri alanındaki kurumlarımız sağlık ve sosyal hayat tarihine;

Eğitim kurumlarımız ise eğitim tarihine yönelik çalışmalar yapabilir.

Her fakülte kendi alanında Kocaeli’yi araştırabilir.

Böylece ortaya yalnızca bir arşiv değil, çok disiplinli bir Kocaeli hafızası çıkabilir.

Derneklere de tarihi sorumluluk düşüyor

Kocaeli’de faaliyet gösteren il, ilçe, köy ve hemşehri derneklerinin de burada çok önemli bir görevi var.

Dernekler yalnızca konser ve piknik organizasyonları yapan sosyal kuruluşlar olmamalıdır.

Elbette sosyal faaliyetler önemlidir.

Fakat derneklerin asıl büyük hazinesi, insan hafızasıdır.

Her dernek kendi yöresinin Kocaeli’ye göç hikâyesini araştırabilir.

“Biz Kocaeli’ye ne zaman geldik?”

“Kimler geldi?”

“Nereden geldik?”

“Neden geldik?”

“İlk olarak nereye yerleştik?”

“İlk işimiz neydi?”

“İlk evimizi nasıl yaptık?”

“Çocuklarımız hangi okullarda okudu?”

“Mahallemizde kimler yaşardı?”

Bu soruların cevapları bugün hayatta olan yaşlılarımızdan alınmalıdır.

Çünkü zaman geçiyor.

Sözlü tarih için en büyük tehlike zamandır.

Mehmet Buruş amcanın vefatı bunun acı bir örneğidir.

Dün konuşabildiğimiz insan bugün aramızda olmayabilir.

Onunla birlikte hatıralar da kaybolabilir.

Kocaeli’nin göç haritası çıkarılmalı

Kocaeli için çok önemli bir proje daha yapılabilir:

Kocaeli Göç Haritası.

İlçeler, mahalleler ve köyler bazında Kocaeli’ye nerelerden göç geldiği araştırılabilir.

Balkanlar…

Kafkaslar…

Rumeli…

Batı Trakya…

Girit…

Rodos…

Karadeniz…

İç Anadolu…

Doğu Anadolu…

Güneydoğu Anadolu…

Akdeniz…

Ege…

Marmara…

Ve dünyanın farklı bölgeleri…

Bu göçlerin tarihleri, nedenleri ve yerleşim bölgeleri araştırılarak dijital bir Kocaeli göç haritası hazırlanabilir.

Her bölgenin altında o yöreden gelen ailelerin hikâyeleri, fotoğrafları ve röportajları yer alabilir.

Böyle bir çalışma Kocaeli’nin kent kimliğinin anlaşılması açısından önemli bir kaynak oluşturabilir.

“Mutlu Şehir”in yolu hafızadan geçiyor

Kocaeli’de yaşayan insanların ne kadar mutlu olduğunu ölçmek elbette sosyolojik araştırmaların konusudur.

Ancak mutluluk yalnızca ekonomik göstergelerle ölçülemez.

İnsanın yaşadığı yere ait hissetmesi de önemlidir.

Aidiyet ise tanımakla başlar.

Tanımak sevmeyi, sevmek sahip çıkmayı, sahip çıkmak ise korumayı beraberinde getirir.

Bu nedenle Kocaeli’nin geçmişini bilmek, geleceğine sahip çıkmanın da temel şartlarından biridir.

Benim yıllardır söylediğim bir başka söz daha var:

“Kocaeli’de yaşamak, Gebze’de bulunmak Allah’ın bir lütfu.”

Dünyanın birçok ülkesini dolaşmış, farklı coğrafyalarda insanlar tanımış bir gazeteci ve belgeselci olarak bugün hâlâ Kocaeli’den, Gebze’den kopmadıysam bunun bir sebebi var.

Çünkü Kocaeli bize çok şey verdi.

Biz de Kocaeli’ye karşı sorumluyuz.


Tarihe not düşmek, zamana noterlik yapmak

Bugün artık yeni bir seferberliğe ihtiyaç var.

Kocaeli’nin göç hikâyeleri kayıt altına alınmalı.

Yaşlılarımız dinlenmeli.

Belgeseller çekilmeli.

Fotoğraflar taranmalı.

Eski gazeteler dijitalleştirilmeli.

Aile arşivleri korunmalı.

Köy ve mahalle tarihleri yazılmalı.

Sanayi kuruluşlarının geçmişi belgelenmeli.

Kocaeli’nin kültürel mirası bilimsel yöntemlerle araştırılmalı.

Ve bütün bu çalışmaların buluşacağı güçlü bir Kocaeli Tarih ve Kültür Araştırmaları Merkezi oluşturulmalı.

Büyükşehir Belediyesi öncülük edebilir.

İlçe belediyeleri destek verebilir.

Üniversiteler bilimsel altyapıyı sağlayabilir.

Dernekler kendi yörelerinin hafızasını getirebilir.

Gazeteciler ve belgeselciler saha çalışmalarını yapabilir.

Vatandaşlar aile arşivlerini paylaşabilir.

Böylece Kocaeli’nin geçmişi ortak bir hafızaya dönüştürülebilir.

Çünkü bugün elimizde bulunan en küçük fotoğraf, yarın büyük bir tarih belgesi olabilir.

Bir yaşlının anlattığı birkaç cümle, yıllar sonra bir araştırmacının aradığı en önemli bilgiye dönüşebilir.

Bir köyde saklanan eski bir mektup, bir ailenin değil, bütün bir göç hareketinin hikâyesini anlatabilir.

Mehmet Buruş amca gibi nice insanımızın hafızası kaybolmadan bu çalışmaları başlatmak gerekiyor.

Başkan Tahir Büyükakın’a, Kocaeli’nin kurum ve kuruluşlarına, üniversitelerine, derneklerine ve bütün Kocaeli kamuoyuna düşen görev budur.

Kocaeli üretiyor.

Kocaeli büyüyor.

Kocaeli dünyaya açılıyor.

Şimdi Kocaeli’nin bir de hafızasını üretmesi ve koruması gerekiyor.

Çünkü şehirler yalnızca geleceğe doğru büyümez.

Geçmişlerini hatırladıkları ölçüde şehir olurlar.

Ve biz belgeselcilerin görevi de tam burada başlar:

Tarihe not düşmek, zamana noterlik yapmak.

Kocaeli’nin göç hikâyeleri, daha fazla gecikmeden kayıt altına alınmalıdır.

Mehmet Buruş amcanın aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Onun anlattığı Kefken hikâyesi, aslında Kocaeli’nin büyük göç destanının küçük ama çok değerli bir sayfasıdır.

O sayfaları kaybetmeden tarihe emanet etmek hepimizin sorumluluğudur.

Biz, yarım asırlık gazeteci ve belgeselci olarak, az da olsa görevimizi yerine getirmenin mutluluğunu ve huzurunu yaşıyoruz.

Kocaeli üzerine araştırma yapmak isteyenlere de önemli bir imkân bulunuyor.

Kocaeli Valiliği olurları ile kurulan ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü’ne tescil ettirilen İKTAV araştırma merkezimiz ile Kocaeli Arşivi web sayfalarımız araştırmacılara ücretsiz olarak hizmet vermektedir.

Geçmişi kayıt altına almak, geleceğe bırakabileceğimiz en değerli miraslardan biridir.

Misafir Avatar
İsminiz
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner376

banner375

banner377

banner981