Biz insanlar çoğunlukla çevremizde akıp giden tabiat olaylarını sıradan birer fiziki süreç olarak görme eğilimindeyiz değil mi?
Oysa Kur'an-ı Kerim, gözümüzün önünde her an tekrarlanan doğa olaylarını sadece birer atmosferik hareket değil; Yaratıcı Allah’ın kudretini, merhametini ve adaletini gösteren birer delil olarak okumamızı ister. Bu ilahi delillerin en dikkat çekici ve etkileyici olanlarından biri de hiç şüphesiz rüzgârdır.
Gözle göremediğimiz,fakat varlığı, etkisi ve gücüyle kendini her an bizlere hissettiren rüzgâr; yüce kitabımızda ilahi vahiyle şekillenen kâinat tasavvurunda hem bir rahmet müjdecisi hem de terbiye edici bir ibret vesilesidir.
Kur'an-ı Kerim’de ilgili ayetleri okuduğumuz zaman, rüzgârların tefekkür edilmeye değer büyük hakikatler olarak bizlere sunulduğunu görüyoruz.
Bakara Sûresi 164. ayette kâinatın düzenindeki deliller sayılırken, "rüzgârların estirilmesinde ve gökle yer arasında emre âmâde kılınan bulutlarda, düşünen bir topluluk için elbette deliller vardır" buyrulur.
Şüphesiz rüzgâr, ilahi takdirin yeryüzündeki en dinamik aracıdır. O, kendi başına hareket eden bir doğa gücü değil; tabiatın dengesini sağlamakla görevlendirilmiş bir memurdur. Rüzgârın en temel ilahi görevlerinden bazıları Kur'an'da şu şekillerde açıklanır:
*Rüzgâr, bir beldeye kuraklıktan sonra gelecek olan yağmurun ilk habercisidir.
A'râf Sûresi 57. ayette "O, rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderendir" ifadesiyle rüzgârın cansız toprağa hayat getirecek bulutları sürükleyen ilahi bir vasıta olduğu belirtilir.
*Hicr Sûresi 22. ayette geçen "Biz rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik" ifadesi ise, modern bilimin ancak son yüzyıllarda detaylandırabildiği bitkilerin tozlaşmasını ve bulutların damlaya dönüşme süreçlerini asırlar öncesinden bir mucize olarak haber verir.
*Yine bir diğer önemli açıdan da rüzgâr, insanoğluna acziyetini hatırlatan en kuvvetli uyarılardan biridir. Hafifçe esen tatlı bir meltem insana huzur verip ilahi rahmeti hissettirirken; şiddetlenen bir fırtına veya kasırga, devasa yapıları ve insan medeniyetini saniyeler içinde altüst edebiliyor.
Kur’an-ı Kerim de bize bildirildiği üzere, helak olan bazı kavimlerin (Âd kavmi gibi) dondurucu ve yıkıcı rüzgârlarla cezalandırıldığı ifade edilir. Bu durum, insanın tabiat karşısındaki kibirini kıran ve onu tevazuya davet eden manevi bir derstir.
*Rüzgârın bir diğer manevi derinliği ise gözle görülmeyip etkileriyle varlığının kesin olarak bilinmesidir. Bu durum, "gayba iman" hakikati ile büyük bir benzerlik taşır. Nasıl ki rüzgârın kendisini gözümüzle göremesek de ağaçların yapraklarını kımıldatmasından, yüzümüze vurmasından ve fırtınanın gücünden varlığını bir an bile sorgulamıyorsak; Yaratıcı Allah’ım varlığını da kâinattaki muazzam düzen, nizam ve tecelliler üzerinden aynen öyle kavrarız.
Rüzgâr, Yaratıcı'nın imzasını taşıyan görünmez bir el gibidir. Cansız tohumları kilometrelerce öteye taşır, denizlerdeki gemileri yürütür, atmosferi temizler ve dünyayı yaşanabilir kılar.
Sonuçta bir özet yaparsak; rüzgâr; sadece sıcak ve soğuk havanın yer değiştirmesinden ibaret olan basit bir meteorolojik olay değildir. İman gözüyle bakıldığında rüzgâr, dünyayı sürekli yenileyen ilahi bir nefes, toprağı uyandıran bir rahmet müjdesi ve insana sınırlarını hatırlatan sessiz bir nasihatçidir. Rüzgârın sesine kulak veren bir mümin, o esintide tefekkürün, şükrün ve ilahi azametin tecellisini duyar.










