banner1299
Kavurucu sıcakta, gökyüzünü delen modern gökdelenlerin ve sonu gelmeyen inşaat vinçlerinin arasından sıyrılıp tarihi El-Maabdah bölgesine doğru gidiyoruz. Karşımızda bir dönemin ihtişamını ve diplomatik ağırlığını taşıyan, şimdilerde ise sessizliğe bürünmüş yorgun ama mağrur bir abide duruyor...

Yazı ve Fotoğraflar: UĞUR TATAR


Günümüzde Mekke-i Mükerreme’yi ziyaret eden pek çok Müslümanın Osmanlı kışlası olarak bildiği bir yapıdan bahsetmek istiyorum sizlere. Aslında burası bir Osmanlı kışlası değil, Hicaz’ın idari ve diplomatik hafızasını günümüze taşıyan Kasr El-Saqqaf ya da namıdiğer Sakkaf Sarayı’dır. Sarı renkli ve heybetli dış duvarları ile bu saray; aristokrat bir ailenin kökenlerini, Osmanlı devlet geleneğinin estetik yansımalarını ve modern Suudi devletinin kuruluş sancılarını bünyesinde barındıran çok katmanlı bir kimliğe sahiptir. Mekke Şerifliği’nden Saqqaf ailesine, ardından Kral Abdülaziz’e geçen ve “El-Beyadiyye” olarak da bilinen bu stratejik saray, mülkiyet değişimleriyle dolu tarihi boyunca Mekke’nin en önemli simgesi olmuştur.


Gelenek ile Sanatın Kesişmesi

Sakkaf Sarayı, Mekke-i Mükerreme’nin kuzeydoğusunda, El-Maabdah’ın kalbinde yükselir. Sarayın yer seçiminde, dönemin hayati su kaynağı olan Ayn Zubayda nehrine yakınlığı etkili olmuştur. Saray, kökenlerinin Hz. Peygamber’in (s.a.v.) soyuna dayandığı söylenen ve "Ba'Alawi" klanına mensup olan Saqqaf ailesi tarafından 19. yüzyılın son çeyreğinde, yaklaşık 1880 yılında inşa ettirilmiştir.


Daha sonradan farklı zamanlardaki eklemelerle bugüne gelen, İstanbul saraylarının zarafetini Hicaz’ın yerel dokusuyla harmanlayan Sakkaf Sarayı, yaklaşık 2500 m²’lik bir alana yayılan devasa bir kompleks olarak İslam dünyasının sivil mimari birikimini geleceğe taşıyan dinamik bir kültür mirasıdır.


Modern Suudi Devletinin Kuruluş Şahidi

1924 yılında Şerif Hüseyin’i mağlup ederek Mekke-i Mükerreme’yi alan Suudi Arabistan’ın kurucusu Kral Abdülaziz, muhtemelen şehrin en donanımlı ve görkemli yapısı olması sebebiyle burayı yönetim merkezi olarak seçmiş ve daha sonra mülkiyetini satın alarak resmiyet kazandırmıştır. Modern Suudi devletinin en kritik siyasi kararları bu sarayda alınmış, yabancı elçiler burada ağırlanmış, ilk dönemindeki en önemli hükûmet kararnameleri burada kaleme alınmıştır.

Kral Abdülaziz’in vefatından sonra da “Mekke’nin Beyaz Sarayı” devlete hizmet etmeye devam etmiş; önce Kraliyet Divanı’nın, daha sonra da Mekke Bölgesi Emirliği’nin merkezi olmuştur. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında idari işlevini yitirmesinin ardından uzun bir sessizliğe terk edilen ve bakımsızlıktan fiziksel tahribata uğrayan yapı, eski ihtişamlı zamanların döneceği günü özlemle beklemektedir.


Sakkaf Sarayı ve Cervel Kışlası Ayrımı

Yapılan en yaygın hatalardan biri Sakkaf Sarayı ile Cervel Kışlası’nın ya da bilinen diğer adıyla Hamidiye Kışlası’nın birbirine karıştırılmasıdır. Sultan II. Abdülhamid Han’ın bizzat devlet bütçesiyle inşa ettirdiği Cervel Kışlası, şehrin batı yakasında Cidde yolu üzerinde yükselen, içinde hastane, eczane ve fırın gibi sosyal yapıları barındıran devasa bir askeri ve lojistik kompleksti. Ama maalesef günümüzde Cervel Kışlası, otopark ve yol genişletme çalışmalarına kurban edilerek yıkılmış, hatırası sadece arşiv belgelerinde kalmıştır.


Babanın Sarayının Karşısında Oğlunun Sarayı

Bölgedeki bir başka saray olan Kasr el-Melik Suud ya da namıdiğer  Kral Suud Sarayı ise Sakkaf Sarayı’nın tam karşısında yer almaktadır. Aslında bu karşılıklı duruş rastgele değildir; bir yanda devletin kurucusunun karargâhı, tam karşısında ise veliahtı Kral Suud’un ilk izleri... Bu durum, 20. yüzyılın ortalarında bölgeyi aristokratik ve diplomatik merkez haline getirmiştir.


Geleneksel mimarinin mahremiyet, ışık kontrolü ve havalandırma sanatını yansıtan meşrebiye (ahşap kafes sistemi) ve ravaşin (bina cephesinde dışa çıkıntılı kafesli pencere/balkon), hem iç mekanın görünmesini engelleyerek izole bir yaşam alanı sunar hem kavurucu Arap ikliminde serin havanın evlerin içinde dolaşmasını sağlayarak temel havalandırmayı sağlar hem de güneş ışığını süzerek estetik bir gölge oyunu yaratır.



Kral Suud’un veliahtlığı döneminde, 1936-1941 yılları arasında inşa edilen saray; stratejik konumu, ulusal tarihi ve mimari sanatı nedeniyle tıpkı Sakkaf Sarayı gibi Mekke-i Mükerreme’deki en önemli binalardan biri sayılır. Üç kattan oluşan saray; bölgeye özgü meşrebiye denilen cumbaları, balkonları, kemerleri, ahşap ve taş oymaları gibi seçkin unsurlarıyla yüksek bir zanaatkârlığın örneğidir.


Saray, teknik olarak Suud hanedanı döneminde inşa edilmiş olsa da yapıda görülen kemer formları, ahşap işçiliği ve taş oyma sanatının detayları Osmanlı’nın bölgede yüzyıllar boyunca harmanladığı estetik anlayışın bir tezahürüdür. Hatta yapının inşasında çalışanların bir kısmının Osmanlı ustası olduğu rivayet edilir.


Kral Suud Sarayı, günümüzde tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Ve tıpkı Sakkaf Sarayı gibi restore edileceği günü özlemle beklemektedir.

SON
Misafir Avatar
İsminiz
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner376

banner375

banner377

banner981