banner1328

Fotoğraf: Saliha T. Tatar


Büyükada, İstanbul’un o kargaşasına inat, huzurlu bir sığınak gibidir. Zamana meydan okuyan konaklar ve tarihin içinden fırlamış gibi duran sokaklar, size hem tanıdık gelen hem de çok yabancı olduğunuz eski bir dünyanın kapılarını aralar.

Bugün burası genellikle gösterişli plajları ya da meşhur dondurmacılarıyla bilinse de Büyükada’nın asıl büyüsü yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin ve inançların birlikte yarattıkları o muazzam uyumda saklıdır.


Yazı ve Fotoğraflar: UĞUR TATAR



Fotoğraf: Saliha T. Tatar


19. yüzyılın sonlarına doğru Büyükada, Osmanlı entelektüellerinin, yabancı diplomatların ve zengin levantenlerin uğrak yeriydi. Ancak bu çok kültürlü tablonun içinde, adanın Müslüman nüfusu için eksik olan çok temel bir şey vardı, ibadet edebilecekleri bir cami!




Padişahın Adadaki İmzası

1800’lerin son çeyreğine gittiğimizde, Yıldız Sarayı’nda devletin geleceğini ilmek ilmek işleyen bir padişah görürüz: II. Abdülhamid. Demir yolları, okullar, saat kuleleri ve camiler... Onun 30 yılı aşan saltanat dönemi, devasa bir imar hamlesi gibidir.

Büyükada’nın Müslüman sakinlerinin ihtiyacını karşılamak isteyen Sultan Abdülhamid, dört bir yanı görkemli kiliseler, manastırlar ve batı tarzı köşklerle süslü olan adada, devletin gücünü gösterecek, zarif bir anıt gibi yükselecek bir cami inşa etmeye karar verir. 

Hamidiye Camii’nin mimarının kim olduğu tespit edilememiştir. Kitabesinin de tam olarak ne zaman, hangi restorasyon sırasında kaldırıldığı bilinmemektedir. Ancak bu kitabede yer alan şiiri, Osmanlı arşivlerinde yer alan bir belge sayesinde öğrenebiliyoruz. Ekrem Bey tarafından yazılan şiirin dördüncü beytinde, II. Abdülhamid’in yüce bir ibadethane daha inşa ettirerek, bu adada yaşayan bütün Müslümanların kalbini sevinçle doldurduğu ifade edilir. Beytin orijinali şöyledir:

“İdüb bir ma‘bed-i âlî dahi inşâ bu mevki‘de
Cezîre ehl-i tevhîdin umûmen eyledi dilşâd”[1]

Halk arasında Selvili Cami olarak da bilinen Hamidiye Camii’nin 1893’te yapımına başlanmış ve 1895 yılında tamamlanmıştır.




Doğu ile Batı’nın Taşlara Kazınan Uyumu

Hamidiye Camii, Doğu’nun ve Batı’nın en güzel estetik kodlarını bir araya getiren, boğaz kenarına kondurulmuş bir kasrı andırır.

Caminin dış cephesine yakından baktığınızda, o dönemin ustalığını yansıtan etkileyici bir kesme taş işçiliği göze çarpar. Klasik minare mimarisine uymayan minaresi de tamamen kesme taştan yapılmış bir zarafet örneğidir. Bu işçilik, yapıya hem vakur bir duruş hem de adanın o sivil mimarisine uyum sağlayan bir sıcaklık katar.

Cami, iki katlı mimarisiyle İstanbul’da eşine az rastlanır bir özelliğe sahiptir. Alıştığımız cami formunun dışına çıkan bu tasarımın alt katı, aslında dönemin ihtiyaçlarına pratik bir çözüm olarak adadaki Müslüman çocukların eğitimi için bir mektep olarak yapılmıştır. Cami ve mektep... Biri ruhu, diğeri zihni besleyen, toplumu ayakta tutan iki sarsılmaz sütun... Fakat daha sonra Müslüman cemaatin artması sebebiyle burası mescid olarak kullanılmaya başlanmıştır.




Caminin asıl ibadet alanına, iki yandan kavisli bir şekilde yükselen merdivenler vasıtasıyla çıkılır. Bu merdiven tasarımı, yapıya tam anlamıyla bir saray girişi havası katmaktadır. Merdivenleri tırmanıp kapıdan içeri adımınızı attığınızda, saray havası yerini dingin ve huzurlu bir atmosfere bırakır. 

Fakat Hamidiye Camii’ni sadece mimari bir yapı olarak görmek, onun hikayesini eksik bırakır. Bu cami, adanın en tepesinde yükselen Aya Yorgi’nin, Surp Asdvadzadzin Ermeni Katolik Kilisesi’nin ya da yine  II. Abdülhamid döneminde inşa edilen Hased Le Avraam Sinagogu’nun yanında, Büyükada’nın çok kültürlü yapbozunu tamamlayan en kritik parçadır.

İstanbul’un meşhur depremleri ve zamanın acımasız yıpratıcılığı, bu zarif yapıyı zaman zaman yorgun düşürmüştür. 1894 depremi dahil pek çok badire atlatan  Hamidiye Camii, tarih boyunca çeşitli restorasyonlardan geçirse de asıl büyük restorasyon çalışması 1998- 2001 yılları arasında yapılmıştır.




Bugün Hamidiye Camii, geçirdiği tüm bu badirelere ve restorasyon süreçlerine rağmen, ilk günkü o "saray yavrusu" zarafetinden hiçbir şey kaybetmemiştir.

Dik yokuşları tırmanıp bahçesine girdiğinizde, sadece taş bir binayı görmezsiniz. Aynı zamanda İstanbul’un çok kültürlü mirasının en nadide mücevherlerinden birinin tarihine dokunursunuz.




Dipnot
[1] Büyükada Hamidiye Camii Derneği, “Büyükada Hamidiye Camii’nin Tarihçesi”,  https://www.hamidiyecamiidernegi.org/bilgi/hamidiye-camii-tarihce (Erişim Tarihi: 08 Haziran 2026)
Misafir Avatar
İsminiz
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner376

banner375

banner377

banner981