Her gün bir çok tv kanalında yayınlanan devri alem belgesel tv programı olarak; gazeteci yazarşair, besteci, kültür, sanat ve vakıf insanı Nedret Demir’in Şiir ve Belgesel tadında 17.yüzyıl gezgini EVLİYA ÇELEBİ’nin Hac Yolculuğuna ilişkin yazısını siz değerli okurlarımızla BELGESELCİNİN not DEFTERİNDE paylaşıyor belgesel çekimlerimiz ile ilgili görüş öneri ve düşüncelerinizi bekliyoruz
Çok değerli okurlarım,
Rüya, şiir ve şarkı tadında çok çabuk geçer bu hayat. Hayat geçmesine geçer de bu dünyada sorumluluklarımız, yapmamız gerekenler de var elbette. Hiç kuşkusuz bunlardan bir tanesi de HAC görevidir.
Hac ibadeti Allah'ın kulları üzerine belirli bir maddi duruma bağlı olarak farz kıldığı bir ibadettir. Müslümanlar için Hac, Allah ile yakınlaşmanın ve yalnız Allah'ın kulu olduğunu hatırlamanın en etkili yollarındandır. Hacılar, Allah'ın Kelamı olan Kur'an-ı Kerim'in indirildiği ve de sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın (S.A.V.) yaşadığı kutsal topraklarda maneviyatlarını yükseltirler.
Hac, İslam’ın beş temel esasından biri olup bedenî ve malî yönü olan bir ibadettir. Ancak; sağlık, servet ve yol emniyeti yönünden haccetme imkânına sahip, hür, akıl sağlığı yerinde ve buluğ çağına erişmiş Müslümanlara farzdır.
Hac ibadetine ilişkin bazı ayetleri hatırlarsak;
► “İnsanlara hac ibadetini duyur gerek yaya olarak gerekse yorgun argın develer üzerinde uzak yollardan gelerek sana ulaşsınlar.” (Hac Suresi 27. Ayet)
► “Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (Hac Suresi 28. Ayet)
► “Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (Hac Suresi 29. Ayet)
► “Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ’be’dir.” (Âl-i İmrân Suresi 96. Ayet)
► “Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.” (Âl-i İmrân Suresi 97. Ayet)
► “Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse, bunda bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah onu bilir, karşılığını verir.” (Bakara Suresi 158. Ayet)
► “Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.” (Bakara Suresi 197. Ayet)
► “Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin. (Bakara Suresi, 196. Ayet)
Yine HAC ibadeti ile ilgili pek çok Hadis-i Şerif’ten; ikisini hatırlayalım:
►Ey insanlar! Hac size farz kılındı, haccedin!
► “Kim hac ve umre için Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Haram'a (kadar) ihrama girerse, geçmiş ve gelecek bütün günahları affedilir veya cennet kendisine vacip olur.”
Hayatımızda bazı şeyler vardır ki hem gönül işidir hem de davet işidir. Davet geldiğinde gitmek şart olur.
İşte 17.yüzyılın seyyahı, İnalcık Hoca’nın “en büyük sosyal tarihçi” dediği Evliya Çelebi’de, 1640 yılından çıktığı ilk İstanbul dışı seyahatinin üzerinden 30 yıl geçmiş, birçok yeri gezmişti ama bir yerde eksiklik vardı!
O da kutsal topraklara gidememiş ve bu farzı henüz yerine getirmemişti.
Aslında onda yolculuk ve yeni yerler keşfetme isteğini tetikleyen bir duygulardan biri de Hac ibadetiydi. Bu isteğini heyecanlı bir şekilde yer yer dile getirmişti. Ayrıca o, yaptığı hatalardan arınmasına vesile olacak olan Hac ibadetine olan özlemini ve sevgisini sıkça dile getirmişti. Elbette onda bu Hac fikrinin oluşmasındaki en büyük sebep te, onun çevresinde hac ibadetini yerine getiren pek çok sayıda seçkin kişinin bulunmasıydı.
Evliya Çelebi her fırsatta kendisine gezi için bir fırsat yaratan bir olduğu için 1670 yılında İstanbul'da 6 ay konaklayınca kendi deyimiyle dünyası başına zindan olmuştur.
Sonunda Hicri 27 Ramazan 1081 (Miladi:07 Şubat 1671) senesi Kadir Gecesi'nde evliyâ ve enbiyânın mübarek ruhlarından yardım talep edip Ebu Eyyub El Ensarî hazretleri kabrini ziyarete gider.
Ebu Eyyub El Ensari (*) ki Hicret'ten sonra Hz. Muhammed Peygamberi (S.A.V.), Medine'deki evinde (7) yedi ay misafir etmişti. Bundan dolayı Ebû Eyyûb “Mihmandâr-ı Nebî” unvanıyla anılırdı.
((*) Ebu Eyyub El Ensari ülkemizde "Eyüp Sultan" olarak tanınan kişidir.)
Eyüp Sultan göçten iki yıl kadar Müslüman oldu ve ensardan İslâmiyet’i ilk kabul edenler arasında yer aldı.
Hicretten sonra Resûl-i Ekrem onunla, ileri gelen sahâbîlerden Mus‘ab b. Umeyr arasında kardeşlik bağı kurdu.
Hz. Peygamber’le birlikte Bedir, Uhud, Hendek, Hayber, Mekke’nin fethi ve Huneyn başta olmak üzere bütün gazvelere (din uğruna yapılan kutsal savaşlara) katıldı.
Savaşlarda ona zarar gelmemesi için yanından ayrılmaz, hatta bazı geceler çadırı etrafında nöbet tutardı. Vahiy kâtiplerinden olması sebebiyle Hz. Peygamber zamanında Kur’an-ı Kerîm ayetlerinin bir araya getirilmesine hizmet etti. Kendisi sağlıklı olan herkesin Allah yolunda savaşa katılması gerektiğine inanıyordu.
Katıldığı seferlerin sonuncusu (90’lı yaşlarında) Müslümanların ilk İstanbul kuşatması oldu. Ebû Eyyûb, kuşatma devam ederken hastalanarak (669) yılında vefat etti. Vasiyeti üzerine bir askerî birlik tarafından surlara yakın bir yere götürülerek oraya defnedildi.
Fâtih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethinden sonra kabrinin yeri Akşemseddin tarafından keşif yoluyla belirlendi. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethinden hemen sonra mezarının bulunduğu yere külliye yaptırdı. Osmanlı padişahları Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin Türbesi önünde yapılan kılıç alayı ile tahta çıkardı.
Allah'ın Resulü Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (S.A.V.) bir hadisi şerifte; “İşlerinizde kararsız kalırsanız kabir ehlinden yardım isteyiniz." buyurmuştu.
Evliya Çelebi’de Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin kabrini ziyaret edip mübarek ruhları için bir Yâsin-i Şerif okuyup sevabını ruhlarına bağışlayıp ruhlarından yardım talep edince, yardım Hak tarafından yetişmişti.
O gece yalnızlık köşesinde gözü yaşlı, gönlü buruk uykuda yatarken rüyasında üstad Evliyâ Efendi (ki Kur'ân-ı azim hâfızı, şeyhler şeyhi takrib sahibi, kura sahibi ve Sultan Ahmed ve Sultan Mustafa imamı idi), onları görür.
Ve Sultan Süleyman Han nedimi, Dergâh-ı Alî kuyumcubaşısı (babası Derviş Mehmed Zıllî Ağa'yı) ki ikisi de şanlı dervişler idi, bunları rüyasında görüp mübarek ellerini öper.
Hayli konuşmalardan sonra üstadımız Evliyâ Efendi şu ayeti okur: “Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde yürüyün (dedik)" [Sebe Suresi, 18] ve bu âyeti de okudu "Allah'ın rahmetinin eserlerine bak” [Rum Suresi, 50.ayet] deyip "Bu âyet-i şerifler ile hareket eyle" buyurdular.
Çelebi’nin babası da: "De ki: Yeryüzünde dolaşın da..." [En'am Suresi 11.ayet] ayetini okuyup,
"Oğul sana tembihim budur:
Hadis, 'Allah'ın iyiliklerini düşününüz, Allah'ın zatını düşünmeyiniz” deyip öğütler verip dua ve senadan sonra Fatiha suresini okudular.
Ve babası ellerini Çelebi’nin vücudunun her yerine, bütün uzuvlarına sürüp tüm bedenine üfürür. Ve "İki yerden bir gayret kuşağını kuşanıp hoşnut ol. Her ne tarafa gidersen, hemen sağ ol" buyurur.
(Zaten babasının kendisine, has altından rahmet oluğunu inşa edip Sultan Ahmed Han fermanı ile surre eminliği hizmetiyle Mekke-i Mükerreme'de Kâbe çatısı üzerine altın oluğu koyup selâmetle İstanbul'a geldiğinde kendisine geçmişte Mekke-i Mükerremenin nasip olması için hayır duası da olmuştu.)
Ve yine üstad Evliyâ Efendi, "Yürü, âlemi beden sıhhati ile gezip dolaşıp yardımcın Malikü'l-mülk olsun" buyurduklarında Evliya Çelebi hemen uykusundan uyanır.
Bu rüyadan sonra o, sanki bir başka vücut sahibi olmuştu. Tüm vücuduna başka bir kuvvet gelmiş ve gönül gözü aydınlanıp can evi güm güm atıyordu.
Sabah olunca artık hemen sefer hazırlıklarına başlayacaktır.
Allah'ın hikmeti o gün Azmizâde Haleti Efendi merhumun talebelerinden Sâ'ilî Çelebi kendi hanelerine teşrif eder. Bundan sonra Hak yoluna yönelip ikram denizi nazar sahibi ve bir şifa eli bulup ahiret tüccarı olup âlem seyyahı olalım" deyince bu Evliya Çelebi’nin içinde yer edip "İşte budur bana yâr ve yoldaş olacak" diye "Önce yoldaş, sonra yol" deyip candan gönülden sevinir.
Ve aralarında haramlardan ve keyif verici şeylerden hiçbir şey kullanmamak üzere yemin ederler ve 3,5 aylık bir süreç sonunda Hicaz'a doğru yola çıkmaya hazır olurlar.
Hac yolculuğuna başladıklarında tarih 12 Muharrem 1082 (21 Mayıs 1671) olmuştur. Bu gezisinin aslında gecikme sebebi bu seyahati arzuladığı halde başka nedenlerle gerçekleştirememesi değildir. Ancak, Edirne'de Padişah IV. Mehmed ile buluşmasından sonra bu yolculuk için adım atabilmiş, ondan aldığı hediyeler, yazılar onun bu seyahati zaten kararlaştırılmış olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda Evliya Çelebi’nin yaptıklarını ve kaleme aldıklarını anlamlandırmak için, onun hangi vazifelerde bulunduğunu tespit etmek zor olsa da bilmek gerekir. Bu nedenle onun kaleme aldığı eseri olan Seyahatname’yi yalnızca bir gezi güncesi gibi görmek mümkün değildir. Zira aynı zamanda onun, padişahın yanında önemli yeri olan “gezici müfettiş” olarak görevini yürüten bir memur olduğunu da görmekteyiz.
Bu konuda Halil İnalcık bu görevi bir adım daha öteye götürerek, onu padişahın sırdaşı ve seyyah nedimi olarak tanımlar. “Onun tanımlamasıyla “nedîm”, eski İran'dan beri sultanların ve hükümdarların sırdaş olarak yanlarında bulundurduğu, hükümdarın birçok hizmetlerini, hafiyelik hizmetini yahut elçilik hizmetini yahut bir yerden para temin etmek gibi işlerini üzerine alan, onu eğlendiren, onu bilgilendiren kişidir.”
Buradan Hac rotasının oluşturulmasında temel nedenlerin şunlar olduğu anlaşılmaktadır.
Birincisi, Evliya Çelebi’nin başka güzergâh takip ederek böylelikle yeni yerler görmek isteği vardır.
İkincisi; Hac için gönderilen Sürre'yi götüren kafileye (Sürre Alayı (*)) ve böylelikle İstanbul Hacılarına katılarak yolculuğuna devam etmek istemiştir.
(*)Surre Alayı, Osmanlı İmparatorluğu'nda Surre Emîni adıyla bilinen bir kurumun İstanbul'dan Mekke ve Medine'ye yardım ve armağanlarını götürmüş olan topluluktur.
Bu kadar süre beklemelerinin nedeni şuydu. Bu senenin Hac kafilesi çoktan yola çıkmıştı. Onun İstanbul'dan yola çıksa bile bu kafileye erişmesi zordu. O bakımdan acele etmesini gerekli kılacak ortada bir neden yoktu. Buna göre ister kendisi tek başına isterse bir Sürre kafilesi ile bu sene Hac yolculuğuna çıkması artık zaten mümkün değildi. Özellikle Anadolu'nun o günkü durumu göz önüne alınırsa Hac yolculuğuna Evliya Çelebi'nin tek başına veya birkaç arkadaşıyla gitmesi büyük tehlikeler içermekteydi. O nedenle bu sene ki kafileyi zaten kaçırmıştı.
Fakat gelecek yıl ki Hac yolculuğuna da hayli vakti vardı. Evliya Çelebi o yıl için hacca gitmeyi aslında kafasında çoktan ertesi seneye ertelemişti. Ki zaten yapması gereken görevler vardı. Ve bu görevler nedeniyle değişik bir güzergâh ile yola çıkmak arzusundaydı. Bu nedenle Kadir gecesindeki Rüyasını 27 Ramazan 1081 (7 Şubat 1671, Cumartesi) günü görmüş ve ertesi günden itibaren bu hac gezisinin hazırlıklarına başlayarak yine aradan neredeyse 3 ay 14 gün geçtikten sonra yola çıkmıştır.
Evliya Çelebi bu nedenlerle, klasik hac güzergahının dışında bir rota tercih etti. Elinde olan resmi belgelerden Şam'a kadar da olsa Hac yolculuğunda bolca istifade etmiştir. Bu resmi belgeler sayesinde devamlı olarak o bölgenin en büyük mülki amiri veya o bölgenin mahkemesinde kadının hususi misafiri olabilmiştir. Yakın arkadaşı Sâilî Çelebi ve üç yoldaş ve sekiz kölesiyle 12 Muharrem 1082 (21 Mayıs 1671)'de Aşura günü İstanbul'dan Hac yolculuğuna çıkmıştır.
Bu Hac yolu rotasında gittiği yerler:
İstanbul (Üsküdar)’dan hareketle; Gebze, Dilovası, Karamürsel, İznik, Yenişehir, İnegöl, Kütahya, Afyon, Uşak, Manisa, İzmir, Sakız Adası, Aydın, Denizli, Muğla, İstanköy Adası, Sömbeki Adası, Rodos Adası, İsparta, Antalya, Karaman, Mersin, Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Kilis, Halep, Lazkiye, Trablusşam, Beyrut, Nablus, Kudüs şehirlerini dolaşarak Hac kafilesinin toplanma merkezi Şam'a gitti.
Şam'da Surre Alayı’nı bekledi ve oradan Sürre kafilesiyle birlikten hareket etti. Elbette bu alayı beklemelerinin tek sebebi Şam-Medine-Mekke güzergâhındaki yol güvenliği ve kafileyle olan yolculuğun rahatlığıydı.
Şamdan hareket eden kafileyle beraber Medine topraklarına ulaşır. Evliya Çelebi, Medine'ye yaklaşırken farklı bir mekâna gelindiğini hissettirir. Sıradan bir şehre değil, Hz. Peygamber'in hicret yurduna gelinmiştir ve burada bulunmanın bir takım usul ve erkânı vardır. Medine'ye gelen kişi öncelikli olarak Hz. Peygamber'in huzuruna geldiğinin farkında olmalıdır. Bu farkındalık, Hz. Peygamber'in örnek alınmasının sadece dinî faktörlere bağlı olmayıp, O'nun hatırasına duyulan derin saygı ve O'na karşı beslenen vefa duygusundan kaynaklanmasıyla ilgilidir.
Hac kafilesi Medine'ye girmek üzereyken Evliya Çelebi müthiş bir şekilde heyecanlanır.
Hz. Ali Kuyusu'nun orada ihrama giren Evliya Çelebi, kutsal topraklara birlikte geldiği Surre Alayının emini Hüseyin Paşa'dan izin alıp Ravza-i Mutahhara'nın yolunu tutar.
Peygamberimizin kabrine doğru da kendi tabiriyle 'balık gibi' sürüne sürüne gider. Kendini yüzükoyun bir şekilde yere atar. Hatta oradaki insanların kendisindeki bu büyük aşkı görüp üzerine basmadıklarını, kenarından geçtiklerini eserinde bize anlatıyor.
Medine'de çok uzun müddet kalamaz. 40 vakit namazını eda ediyor ve ziyaret edilmesi gereken yerleri ziyaret ettikten sonra Mekke'ye Kâbe’ye doğru yola çıkıyor. Mekke'ye ancak 7 Zilhicce (9 Nisan 1672) günü ulaşabilmiştir.
Yani 21 Mayıs 1671 de başlayan yolculuk 09 Nisan 1672 günü Mekke’de sona ermiş, böylece toplam 323 gün sürmüştür.
Ve şimdi Hac görevini ifa edebilmek için kendisi Kâbe’dedir. Herkesin olmak istediği ve hiç ayrılmak istemediği yerde.
Onun duygularını anlayabiliyorum.
Ben de o muhteşem mekâna gelince, çağrıya cevap vermenin huzur ve mutluluğu ile Kâbe’ye bakarak duygularımı şöyle yazmıştım.
ÇAĞIRDIN GELDİM HEMEN
Çağırdın geldim hemen, ne de güzel aşk bende
Hissettiğim duygular, yok bu evren içinde
Çağırdın geldim hemen, uçuyordum gelirken
Sevda engel dinlemez, seviyorsan tüm kalpten
Tüm her şeyi bıraktım, hatıramla geriye
Sana bağlıdır kalbim, onu vermem kimseye
Onu vermem kimseye
Çağırdın geldim hemen, aşkın mest etti beni
Sende seversen eğer, olurum aşktan deli
Çağırdın geldim hemen, sensiz bir an olamam
Seni sevdim demesen, ölürüm ben yaşamam
Ölürüm ben yaşamam
Çağırdın geldim hemen, yalvardım yalnız sana
Öyle büyük aşk ki bu, doyulmuyor tadına
Çağırdın geldim hemen, görmez gözüm bir şeyi
Öyle sevdim ki seni, bıraktım ben her şeyi
Boş şeyleri bıraktım, hatıramla geriye
Sana bağlıdır kalbim, vermem asla kimseye
Onu vermem kimseye
Çağırdın geldim hemen, aşkın mest etti beni
Sende seversen eğer, olurum aşktan deli
Çağırdın geldim hemen, sensiz bir an olamam
Seni sevdim demesen, ölürüm ben yaşamam
Ölürüm ben yaşamam
Çağırdın geldim hemen, karşı koydum nefsime
Eğer affettim desen, gelirim ben kendime
Çağırdın geldim hemen, gönlüm dolu ateşle
Bana bir kulum desen, yanarım ben külümle
Tüm her şeyi bıraktım, hatıramla geriye
Sana bağlıdır kalbim, vermem asla kimseye
Vermem asla kimseye
Çağırdın geldim hemen, aşkın mest etti beni
Sende seversen eğer, olurum aşktan deli
Çağırdın geldim hemen, sensiz bir an olamam
Seni sevdim demesen, ölürüm ben yaşamam
Ölürüm ben yaşamam
Ölürüm ben yaşamam
Allah isteyen her kuluna o kutsal topraklara gidip Hac görevini yapmayı nasip eylesin inşallah.
Ve şimdi sizleri bu sözlerime yaptığım beste ile baş başa bırakıyorum.
Aşağıdaki linkten bu eseri dinleyebilirsiniz.
Kıymetli okurlarım, bu yazımızda 17.yüzyılın seyyahından bahsedip te, şimdiki zamanın 20 ve 21.yüzyılın seyyahı olan Milenyum Yılı’nda Hac yapmak kendisine nasip olmuş Gebze Gazetesi kurucusu, İsmail Kahraman’dan bahsetmemek olmaz. O, ömrünün 50 yılını, belgesel yapımcılık, gazetecilik, habercilik ile geçirmiş dünyada Evliya Çelebi’den daha çok yeri gezip tarihe noterlik yapmış büyük bir ilim, kültür, tarih ve vakıf insanı, duayen gazeteci.
Evliya Çelebi’nin izinde vakıf ruhunda koşan duran Sn. İsmail Kahraman.
İyi ki sizin gibi adanmış gönül insanları var.
Nedret Demir/Yazar- 23-01-2026
(Erkan ERENLER)