Devri Alem belgesel programı olarak Güney Kıbrıs Rum kesiminde Larnakada hala sultan türbesinde belgesel çekerek tarihe not düşüp zamana noterlik yaptık
Kuzey Kıbrıs Türk cumhuriyeti diyanet işleri başkanlığının organizasyonu ile bugün Lefkoşa Metehan sınır kapısından özel izinle Güney Kıbrıs Rum kesimine geçerek Birleşmiş milletler diplomatlarının gözetiminde Rum polislerinin kontrolü ile yüzlerce KKTC'li Türkle Hala Sultan türbesini ziyarete gittik.
Ziyarette Kuran hatimleri okunup toplu namaz kılınmasına şahitlik yapıp belgesel çeken ilk Türk belgeselcisi olmanın mutluluğunu siz değerli arkadaşlarımla kıbrıstan paylaşıyorum.
Larnakada hala sultan Dergah ve cami imam hatibi Şakir hoca ile önemli söyleşi yaptık. KKTC. Diyanet işleri başkanı Prof Dr. Talip bey Devri alem kameralarına 4 yıldır bu organizasyonun devam ettiğini. Birleşmiş milletler de görevli İsveç'in bayan büyük elçisinin özel çalışması ile Rum yönetiminden izin alındığını her yıl 3 farklı organizasyonla. Toplam üç bin kişinin peygamberimizin halasının larnakadaki türbesini ziyaret ettiklerini söyledi
Devri alem belgesel tv programı olarak bu önemli ziyaret olayına canlı şahitlik yaparak çektiğimiz belgesel bir çok tv kanalında yayınlanacak ayrıca www.devrialem.tv aracılığı ile sosyal medya üzerinden kamuoyu ile paylaşılacak
Hala sultan kimdir
İslam tarihi için neden önemlidir
Hz. Hala Sultan (r.a.) – Ümmü Haram (r.a.)
Güney Kıbrıs – Larnaka’da ; Larnaka Havalimanının hemen arkasındaki Hala Sultan Tekkesinde
Ümmü Haram binti Milhan radıyallahu anhâ Rasûllullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin süt halası… İlk deniz seferine katılan, şehidlik özlemiyle yanan bir hanım sahâbî…
Kıbrıs’ın manevî bekçisi…
Hala Sultan adıyla meşhur, şecaat sâhibi kahraman bir İslâm kadını…
O, Bi’setten önce Medine’de doğdu. Hazrec kabîlesinin Benî Neccar koluna mensuptur. Babası; Milhan İbni Hâlid, annesi Müleyke binti Mâlik’tir. Asıl adı bilinememektedir. Ümmü Haram künyesiyle meşhur olmuştur. Enes İbni Mâlik (r.a.)’ın teyzesidir. Haram İbni Milhan (r.a.)’ın da kızkardeşi olur.
O, Medine’nin ilk müslüman hanımlarından idi. İslâmdan önce Amr İbni Kays ile evlendi. Kays ve Abdullah adında iki oğlu oldu. İslâm güneşi Medine’ye yayılmaya başlayınca kocasının da müslüman olmasını istedi. Her vesileyle beyini İslâm’a davet etti. Fakat kocası bu davete icâbet etmedi. Müslüman olmayı kabul etmedi. Çaresiz kalan Ümmü Haram (r.anhâ) müşrik kocasından ayrılmak zorunda kaldı. Bir müşrikle hayatını devam ettirmek istemedi. İffetiyle, vakarıyla inancını daha diri yaşamayı arzu etti. Bir müddet sonra Ensar’ın ileri gelenlerinden meşhur sahâbî Ubâde İbni Sâmit (r.a.) ile evlendi.
İki Cihan Güneşi Efendimiz zaman zaman süt halası bulunan Ümmü Haram (r.anhâ)’nın evini ziyaret ederdi. Bazan öğle üstü kaylûlesini orada yaptığı olurdu. Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz bu evde biraz sohbet ettikten sonra uykuya daldı. Bir müddet sonra gülümseyerek uyandı. Efendimizin tebessüm ederek kalkışına hayret eden Ümmü Haram (r.anhâ): “Ya Rasûlallah! Anam-babam sana fedâ olsun. Niçin gülüyorsunuz?” diye sordu. Efendimiz de: “Ey Ümmü Haram! Ümmetimden bir kısmının gemilere binip kâfirlerle savaşmaya gittiğini gördüm.” buyurdu. İleride olacak deniz savaşlarına işaret etti.
Ümmü Haram (r.anhâ) şehâdet özlemiyle yanmaktaydı. Bu beşâreti duyunca heyecanlandı. O sefere katılacaklar arasında bulunmayı arzu etti ve: “Ya Resûlallah! Duâ etseniz de ben de onlardan biri olsam” diye ricada bulundu. İki Cihan Güneşi Efendimiz de onun istediğine: “Ya Rabbi! Bunu da onlardan eyle” diye duâ ederek karşılık verdi. Sonra yeniden istirahat etmek üzere sağ yanına doğru uzandı.
Fazla bir zaman geçmemişti ki, Efendimiz yine tebessüm ederek kalktı. Ümmü Haram (r.anhâ) yine gülümsemesinin sebebini sordu. Efendimiz: “Bu defa da ümmetimden bir kısmının padişahların tahtlarına kuruldukları gibi debdebeli bir halde gazâya gittiklerini gördüm.” dedi. Ümmü Haram (r.anhâ) tekrar dua etmesi ricasında bulundu. Kendisinin de onların arasında olmayı arzu ettiğini söyledi. Rasûlullah (s.a.) Efendimiz ona: “Sen öncekilerdensin” buyurdu. Onun deniz seferinde bulunacağını haber vermiş oldu.
Zaman çabuk geçmekteydi. İki Cihan Güneşi Efendimiz dünyadan ayrılmış, dâr-ı bekâya irtihal eylemişti. Ümmü Haram (r.anhâ)’nın kocası Ubâde İbni Sâmit (r.a.) Humus’da tebliğ vazifesinde bulunmak üzere görevlendirildi. Birlikte Humus’a gittiler. Uzun bir müddet orada İslâm’ın yayılması için gayret gösterdiler.
Hz. Osman (r.a.)’ın halifelik döneminde bir donanma hazırlandı. Bununla Kıbrıs adasını fethetmek üzere sefere çıkıldı. Bu müslümanların ilk deniz seferiydi. Ubâde İbni Sâmit (r.a.) ile hanımı Ümmü Haram (r.anhâ)’da bu sefere katılmışlardı. 86 yaşlarına girmiş olan Ümmü Haram (r.anhâ) bütün güçlüklere göğüs geriyor, sıkıntılara tahammül ediyordu. Gayet sakindi. Yolculuğun verdiği meşakkatlerden şikâyette bulunmuyordu. Onun gönlü İslâm’ı tebliğ heyecanıyla doluydu. Kıbrıs’taki insanlara İslâm’ı ulaştırma neşesi içerisinde yolculuğuna sabır ve metanetle devam ediyordu.
O, Rasûlullah (s.a.)’in verdiği müjdeyi hatırlayarak şehidlik özlemi içinde zinde hareket etmeye çalışıyordu. Onun tahakkuk edeceği vakti bekliyordu. Cenâb-ı Hak’ın şehitlere hazırladığı ikramları düşünüyor, ona kavuşmanın sevinciyle çektikleri sıkıntılara aldırış etmiyordu. Yaşlı haliyle onun bu neşesi, zindeliği diğer askerlere de örnek teşkil ediyordu. Onların sabırlarının artmasına vesile oluyordu.
Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra donanma Kıbrıs’a ulaştı. Önce oradaki insanları müslüman olmaya davet ettiler. Kabul etmeyince cizye vermelerini teklif ettiler. Rumlar buna da yanaşmayınca şiddetli çarpışmalar başlamış oldu. Kısa zamanda Rum donanması mağlub edildi. İslâm ordusu bir çıkarma hareketiyle iç kısımlara daldı. Savaş karada devam etmeye başladı. Daha fazla direnemeyen, Rumlar cizye vermeyi kabul ederek barış teklifinde bulundu.
Ümmü Haram (r.anhâ) yaşlı olmasına rağmen yerinde duramıyordu. Özlemini çektiği şehitlik mertebesine kavuşmak için yaşının üstünde canlılık ve gayret gösteriyordu. Bir an önce neticeye ulaşmak istiyordu. Genç askerler onun bu haline şaşıyorlar ve ona bakarak kendileri daha bir gayrete geliyorlardı.
O, ihtiyar mücâhide hala askerlerle beraber Kıbrıs içlerine doğru dalıp gitti. Larnaka yakınlarına vardıklarında bindiği atın ayaklarının sürçmesinden dolayı düştü ve oracıkta ruhunu teslim etti. Böylece çok özlediği şehâdet mertebesine kavuşmuş oldu.
Kıbrıs, Hicretin 28. yılında fethedildi. Ümmü Haram (r.anhâ) da bu fethin bir sembolü oldu. Larnaka şehrinin Tuz gölü kıyısında bulunan kabrine 1570 m. Senede bir türbe yapıldı. “Hala Sultan” adıyla yüzyıllardır oradan feyiz ve bereket saçmaktadır.
Hala Sultan Türbesi, İstanbul’daki Eyüb Sultan Türbesi gibi Kıbrıs’taki İslâm varlığının en eski izlerini taşımaktadır. İki Cihan Güneşi Efendimize yakınlığı sebebiyle müslümanlar hep hürmet etmiştir. Ecdadımız, Kıbrıs hizasından geçen gemilere selâm verdirmiştir. Birinci dünya savaşına kadar buradan geçen Osmanlı gemilerince top atışı ile selâmlandığı rivayet edilir. Kıbrıs’lı Türkler için “Hala Sultan Kabri ve Türbesi” önemli ziyaretgâhlardan biri olmuştur. Cenâb-I Hak şefaatlerine nâil eylesin. Amin
Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi
MEŞHURLARIN SON SÖZLERİ: Hala Sultan Ümmü Hırâm
Ümmü Hırâm (radıyallahü anha) Ensârın (Medîneli Müslümanların) büyüklerinden olan Enes bin Mâlik’in (radıyallahü anh) teyzesidir. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimizin de teyzeleri tarafından akrabâsı olup süt teyzesidir. 647 (H. 28) senesinde Kıbrıs’ta şehid oldu...
RESÛLULLAHA HİZMETLE ŞEREFLENDİ
Ümmü Hırâm, İslâmiyetten önce Amr bin Kays ile evlendi. Ondan Kays ve Abdullah adlı iki oğlu oldu. Peygamber efendimiz, İslâmiyeti tebliğe başlayınca Müslüman oldu. Kocası îmân etmeyince ayrıldılar. Daha sonra Ensar’ın büyüklerinden olan Ubâde bin Sâmit ile evlendi. Nikâhlarını Peygamber efendimiz kıydı. Bu evlilikten de Muhammed adında bir oğlu oldu. Medîne-i münevveredeki evini Resûlullah efendimiz ziyâret eder, o ise Resûlullah efendimize ikrâmda bulunup, hizmet etmekle şereflenirdi...
Peygamber efendimiz bir ziyâreti esnâsında evinde uyumuştu. Gülerek uyandı. Ümmü Hırâm; “Yâ Resûllallah! Niçin güldünüz?” diye sorunca Peygamber efendimiz; “Yâ Ümmü Hırâm! Ümmetimden bir kısmını gemilere binip, kâfirlerle gâzaya gider gördüm” buyurdular. “Yâ Resûlallah! Duâ et de ben de onlardan olayım” dedi. Peygamber efendimiz; “Yâ Rabbî! Bunu da onlardan eyle” diye duâ buyurdular...
Hazret-i Osman zamânında hazret-i Muâviye’nin emrinde Kıbrıs Adasına düzenlenen deniz seferine kocası Ubâde bin Sâmit’le birlikte gönüllü olarak katılan Ümmü Hırâm seksen altı yaşında olmasına rağmen bu zahmetli yolculuğa katlanarak Kıbrıs Adasına geçti. Şiddetli çarpışmalar oldu. Kıbrıs Rum donanması İstanbul’a kaçtı. Rum donanması kaçınca çarpışmalar sâhilde devâm etmeye başladı. İslâm askeri bir çıkarma hareketiyle iç kısımlara daldılar...
“MÜJDEYE KAVUŞMAK ÜZEREYİZ”
Askerlerle birlikte savaşa katılan Ümmü Hırâm genç askerleri gayrete getirmeye çalıştı. “Resulullah efendimizin müjdesine kavuşmama az kaldı” diyerek düşman üzerine atını sürüyordu. Ümmü Hırâm, Larnaka yakınlarında atının ayağının sürçmesiyle düşerek şehid oldu. İslâm ordusu da zafere ulaştı...
Ümmü Hirâm’ın kabri Larnaka şehrinin Tuz Gölü kıyısındadır. Osmanlılar Kıbrıs Adasını 1570 (H. 978) senesinde fethedince, Ümmü Hırâm’ın kabrini îmâr ettiler. “Hala Sultan” adını verip kabri üzerine bir türbe, yanına bir dergâh ve câmi yaptırdılar...
Hala Sultan Ümmü Haram (r.anha) ve türbesi
Hala Sultan’ın (r.anha) türbesi, Güney Kıbrıs / Larnaka’da; Larnaka Havalimanı’nın hemen arkasındaki “Hala Sultan Tekkesi”ndedir.
“Tuz Gölü”nün kıyısındadır. Hala Sultan olarak bilinen Ümmü Haram (r.anha) gerçekte Peygamber Efendimizin (s.a.v.) halası değildir. Rasûlullah Efendimize (s.a.v.), büyükannesi Hz. Selmâ (r.anha) tarafından akrabadır ve sütannesi Hz. Halîme'nin kızkardeşidir. Bu sebeple kendisine teyze anlamında "haale / haaleh (hı-elif-lâm-heli te ile)" denilirdi. Tabir zamanla Türkler arasında "hala"ya çevrilmiştir... Yani “Hala” adı buradan gelmektedir.
Ümmü Haram binti Milhan radıyallahu anha Rasûllullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin süt halası… İlk deniz seferine katılan, şehidlik özlemiyle yanan bir hanım sahâbîdir.
Hala (Türkçemizdeki ifadesiyle ‘teyze’) Sultan adıyla meşhur, şecaat ve cesaret sâhibi kahraman bir İslâm kadını…
O, Bi’setten önce Medine’de doğdu. Hazrec kabîlesinin Benî Neccar koluna mensuptur.
Babası; Milhan İbn Hâlid, annesi Müleyke binti Mâlik’tir.
Asıl adı bilinememektedir. Ümmü Haram künyesiyle meşhur olmuştur.
Enes İbn Mâlik’in (r.a.) teyzesidir. Haram İbn Milhan’ın (r.a.) da kızkardeşi olur.
O, Medine-i Münevvere’nin ilk Müslüman hanımlarından idi. İslâm’dan önce Amr İbn Kays ile evlendi. Kays ve Abdullah adında iki oğlu oldu. İslâm güneşi Medine’ye yayılmaya başlayınca, kocasının da Müslüman olmasını istedi. Her vesileyle beyini İslâm’a davet etti. Fakat kocası bu davete uymadı, Müslüman olmayı kabul etmedi. Çaresiz kalan Ümmü Haram (r.anha) müşrik kocasından ayrılmak zorunda kaldı. Zira bir müşrikle hayatını devam ettiremezdi. İffetiyle, vakarıyla inancını daha diri yaşamayı arzu etti. Bir müddet sonra Ensar’ın ileri gelenlerinden meşhur sahâbî Ubâde bin Sâmit (r.a.) ile evlendi.
İki Cihan Güneşi Efendimiz (s.a.v.) zaman zaman süt halası bulunan Ümmü Haram’ın (r.anha) evini ziyaret ederdi. Bazan öğle üstü kaylûlesini orada yaptığı olurdu. Bir gün Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz bu evde biraz sohbet ettikten sonra uykuya daldı. Bir müddet sonra gülümseyerek uyandı. Efendimizin (s.a.v.) tebessüm ederek kalkışına hayret eden Ümmü Haram (r.anha),
- “Yâ Rasûlallah! Anam-babam sana fedâ olsun. Niçin gülümsüyorsunuz?” diye sordu. Efendimiz de,
- “Ey Ümmü Haram! Ümmetimden bir kısmının gemilere binip kâfirlerle savaşmaya gittiğini gördüm.” buyurdu. İleride olacak deniz savaşlarına işaret etti.
Ümmü Haram (r.anha) şehâdet özlemiyle yanıp tutuşmaktaydı. Bu beşâreti duyunca heyecanlandı. O sefere katılacaklar arasında bulunmayı arzu etti ve;
- “Yâ Resûlallah! Duâ etseniz de ben de onlardan biri olsam” diye ricada bulundu. İki Cihan Güneşi Efendimiz (s.a.v.) de onun istediğine;
- “Yâ Rabbi! Bunu da onlardan eyle” diye duâ ederek karşılık verdi. Sonra yeniden istirahat etmek üzere sağ yanına doğru uzandı.
Fazla bir zaman geçmemişti ki, Efendimiz (s.a.v.) yine tebessüm ederek kalktı. Ümmü Haram (r.anha) yine gülümsemesinin sebebini sordu. Efendimiz (s.a.v.),
- “Bu defa da ümmetimden bir kısmının padişahların tahtlarına kuruldukları gibi debdebeli bir halde gazâya gittiklerini gördüm.” dedi.
Ümmü Haram (r.anha) tekrar dua etmesi ricasında bulundu. Kendisinin de onların arasında olmayı arzu ettiğini söyledi.
Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz ona;
- “Sen öncekilerdensin” buyurdu. Onun deniz seferinde bulunacağını haber vermiş oldu.
Zaman çabuk geçmekteydi. İki Cihan Güneşi Efendimiz (s.a.v.) dünyadan ayrılmış, dâr-ı bekâya irtihal eylemişti. Ümmü Haram’ın (r.anha) kocası Ubâde bin Sâmit (r.a.) Humus’da tebliğ vazifesinde bulunmak üzere vazifelendirildi. Birlikte Humus’a gittiler. Uzun bir müddet orada İslâm’ın yayılması için gayret gösterdiler.
Hz. Osman’ın (r.a.) halifelik döneminde bir donanma hazırlandı. Bununla Kıbrıs adasını fethetmek üzere sefere çıkıldı. Bu Müslümanların ilk deniz seferiydi. Ubâde bin Sâmit (r.a.) ile hanımı Ümmü Haram (r.anha) da bu sefere katılmışlardı. 86 yaşlarına girmiş olan Ümmü Haram (r.anha) bütün güçlüklere göğüs geriyor, sıkıntılara tahammül ediyordu. Gayet sâkindi. Yolculuğun verdiği meşakkatlerden şikâyette bulunmuyordu. Onun gönlü İslâm’ı tebliğ heyecanıyla doluydu. Kıbrıs’taki insanlara İslâm’ı ulaştırma neşesi içerisinde yolculuğuna sabır ve metânetle devam ediyordu.
O, Rasûlullah’ın (s.a.v.) verdiği müjdeyi hatırlayarak şehidlik özlemi içinde zinde hareket etmeye çalışıyordu. Onun tahakkuk edeceği vakti bekliyordu. Cenâb-ı Hakk’ın şehitlere hazırladığı ikramları düşünüyor, ona kavuşmanın sevinciyle çektikleri sıkıntılara aldırış etmiyordu. Yaşlı haliyle onun bu neşesi, zindeliği diğer askerlere de örnek teşkil ediyordu. Onların sabırlarının artmasına vesile oluyordu.
Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra donanma Kıbrıs’a ulaştı. Önce oradaki insanları Müslüman olmaya davet ettiler. Kabul etmeyince cizye vermelerini teklif ettiler. Rumlar buna da yanaşmayınca şiddetli çarpışmalar başlamış oldu. Kısa zamanda Rum donanması mağlub edildi. İslâm ordusu bir çıkarma hareketiyle iç kısımlara daldı. Savaş karada devam etmeye başladı. Daha fazla direnemeyen, Rumlar cizye vermeyi kabul ederek barış teklifinde bulundu.
Ümmü Haram (r.anha) yaşlı olmasına rağmen yerinde duramıyordu. Hasretini çektiği şehitlik mertebesine kavuşmak için yaşının üstünde canlılık ve gayret gösteriyordu. Bir an önce neticeye ulaşmak istiyordu. Genç askerler onun bu haline şaşıyorlar ve ona bakarak kendileri daha bir gayrete geliyorlardı.
O, ihtiyar mücâhide hala askerlerle beraber Kıbrıs içlerine doğru dalıp gitti. Larnaka yakınlarına vardıklarında bindiği atın (bazı rivayetlerde katır, bazılarında da merkep olarak geçer) ayaklarının sürçmesinden dolayı düştü ve oracıkta ruhunu teslim etti. Böylece çok özlediği şehâdet mertebesine kavuşmuş oldu.
Kıbrıs, Hicretin 28. yılında fethedildi. Ümmü Haram (r.anha) da bu fethin bir sembolü oldu. Larnaka şehrinin Tuz gölü kıyısında bulunan kabrine miladî 1570 senesinde bir türbe yapıldı. “Hala Sultan” adıyla yüzyıllardır oradan feyiz ve bereket saçmaktadır.
Hala Sultan Türbesi, İstanbul’daki Eyüb Sultan Türbesi gibi Kıbrıs’taki İslâm varlığının en eski izlerini-emarelerini taşımaktadır. İki Cihan Güneşi Efendimize (s.a.v.) yakınlığı sebebiyle Müslümanlar hep hürmet etmiştir. Ecdadımız, Kıbrıs hizasından geçen gemilere, bayraklarını yarıya indirtip selâm verdirmiştir. Birinci dünya savaşına kadar buradan geçen Osmanlı gemilerince top atışı ile selâmlandığı rivayet edilir. Kıbrıs’lı Türkler için “Hala Sultan Kabri ve Türbesi” önemli ziyaretgâhlardan biri olmuştur. Cenâb-ı Hak cümlemizi şefaatlerine nâil eylesin. Amin…
Kaynaklar: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Ağustos, 2002, Sayı: 198, Sayfa: 060
Yaşar Karaduman, Ünye Kent, 24 Eylül 2016, “Kıbrıslı Hoca” ve Hala Sultan başlıklı yazısı.
Ayrıca sesli olarak da dinleyebilirsiniz:
Ümmü Harâm bint Milhân (Mâlik) b. Hâlid el-Ensâriyye el-Hazreciyye (v. 28 / 648)
BÜmmü Harâm bint Milhân (Mâlik) b. Hâlid el-Ensâriyye el-Hazreciyye (v. 28 / 648)
Biz Türkler arasında Hala Sultan diye bilinen sahâbî hanım (r.anha).
Hep künyesiyle anıldığı için adı bilinmemekte, İbn Abdülber onun isminin doğru bir tesbitinin yapılamadığını zikretmektedir (el-İstîâb, IV, 443). Kız kardeşi Ümmü Süleym’e ait Rümeysâ ve Gumeysâ isimlerinin bazı kaynaklarda ona nisbet edildiği görülmektedir. Nesebi Hazrec kabilesinin kolu Neccâroğulları’na dayanır. Annesi de yine Benî Neccâr’dan Mâlik b. Adî’nin kızı Müleyke’dir. Enes b. Mâlik’in annesi Ümmü Süleym onun kız kardeşi, her ikisi de Bi’rimaûne hadisesinde şehid düşen Harâm ve Süleym de erkek kardeşleridir. Resûl-i Ekrem’e (s.a.v.) biat eden kadınlardan olan Ümmü Harâm, Ubâde b. Sâmit ile evlenmiş ve bu evlilikten Muhammed adında bir çocuğu doğmuştur.
Resûlullah’ın dedesi Abdülmuttalib’in annesi Selmâ, Neccâroğulları’ndan olduğu için Ümmü Harâm ve Ümmü Süleym ile Resûl-i Ekrem arasında süt veya soy bakımından teyze-yeğen ilişkisi vardı. Bazı âlimlere göre Ümmü Harâm, Hz. Peygamber’in sütteyzelerinden biriydi, bazılarına göre ise aralarında babası veya dedesi yönünden sütteyzeliği bulunmaktaydı (Nevevî, XIII, 57; XVI, 10). Bu sebeple Resûlullah kendini onlara daha yakın hisseder, Kubâ Mescidi’ni ziyarete gittiğinde her iki kardeşin orada bulunan evlerine misafir olur, yemek yer, öğle uykusuna yatar, hazır bulunanlara nâfile namaz kıldırırdı. Ümmü Harâm’ın rivayet ettiğine göre, bir defasında Resûl-i Ekrem onun evinde öğle uykusundan gülerek uyanmış… Ümmü Harâm niçin güldüğünü sorunca, uykusunda kendisine ümmetinden fetih maksadıyla Akdeniz’e açılan bazı kimselerin gösterildiğini ve onların cennetlik olduğunu söylemiş… Bunun üzerine Ümmü Harâm, kendisinin de onların arasında bulunması için dua etmesini istemiş, o da dua etmiştir. Ardından tekrar uykuya dalmış, yine gülerek uyanmış, Ümmü Harâm’ın bu defaki sorusu üzerine de ümmetinden bazılarının İstanbul’u fethetmek maksadıyla sefere çıkacağını, onların da günahlarının bağışlanacağını haber vermiştir. Ümmü Harâm kendisinin de onların arasında bulunması için dua etmesini isteyince, Resûl-i Ekrem ona birinci grupta olduğunu söylemiştir (Buhârî, “Cihâd”, 3, 8, 63, 75, 93, “İsti‘zân”, 41, “Tâbîr”, 12; Müslim, “İmâre”, 160).
Önceleri Uhud ve Huneyn gibi savaşlarda bulunup yaralı askerlere hizmet eden Ümmü Harâm’ın kocasıyla birlikte Suriye savaşlarına katılmak için Dımaşk’a gittiği bilinmektedir (İbn Asâkir, s. 486). 28 (648-49) yılında Hz. Osman’ın halifeliği döneminde yapılan ve müslümanların ilk deniz seferi olan Kıbrıs seferine yine eşiyle birlikte iştirak etti. Bu sefere Ebû Zer el-Gıfârî, Ebü’d-Derdâ gibi sahâbîler de katılmıştı. Ümmü Harâm, Kıbrıs’a ulaşıp gemiden indikten sonra bindiği katırdan düştü, boynu kırılarak şehid oldu ve orada defnedildi (Buhârî, “Cihâd”, 63, 75). Ümmü Harâm’ın Kıbrıs’ta Hala Sultan Tekkesi adıyla bilinen, Larnaka civarında Tuzla’daki kabri bugün de ziyaret edilmektedir (bk. HALA SULTAN TEKKESİ). Kaynaklarda kabrinin “sâliha bir kadının kabri” diye bilindiği ve orayı gayri müslimlerin de ziyaret ettiği belirtilmektedir. Ümmü Harâm’ın “hala hatun” veya “hala sultan” diye anılmasının sebebi teyze kelimesinin Arapça’sı olan “hâle” dolayısıyladır. Bugün de Anadolu’nun çeşitli yerlerinde teyzeye hala denilmektedir.
Ümmü Harâm, Resûl-i Ekrem’den (s.a.v.) beş hadis rivayet etmiş olup bunlardan biri Buhârî ve Müslim’in el-Câmiu’s-sahîh’lerinde, diğerleri Tirmizî’nin el-Câmiu’s-sahîh’i dışında Kütüb-i Sitte’de bulunmaktadır. Kendisinden kocası Ubâde b. Sâmit ile Enes b. Mâlik, tâbiînden Umeyr b. Esved, Atâ b. Yesâr ve Ya‘lâ b. Şeddâd b. Evs rivayette bulunmuştur. Hüseyin Algül, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Yakını Kıbrıs Şehidi Hala Sultan Ümmü Haram binti Milhan adıyla küçük hacimli bir eser yazmıştır (İstanbul 1985).
İbn Sa‘d, et-Tabakāt, VIII, 434-435; İbn Abdülber, el-İstîâb, IV, 443; İbn Asâkir, Târîħu Dımaşq (Şihâbî), s. 486-496; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe (Bennâ), VII, 317-318; Nevevî, Şerhu Müslim, XIII, 57; XVI, 10; Zehebî, A’lâmü’n-nübelâ’, II, 316-317; İbn Hacer, el-İsâbe (Bicâvî), VIII, 189-190; a.mlf., Tehzîbü’t-Tehzîb, XII, 462; Tecrid Tercemesi, VIII, 337-341; Osman Turan, Selçuklular ve İslâmiyet, İstanbul 1971, s. 129-131; Ahmed Halîl Cum‘a, Nisâ’ min aśri’n-nübüvve, Beyrut 1412/1992, I, 59-67.
Kaynak: M. Yaşar Kandemir, TDV İslâm Ansiklopedisi, M. Asım Köksal, İslâm Tarihi
Yaklaşık bin kişi Hz. Muhammed'in halasının türbesini ziyaret etti
KKTC Din İşleri Başkanlığınca düzenlenen ziyaretle, yaklaşık bin kişi, Larnaka Bölgesi'nde bulunan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in halasının türbesinde dua etti, namaz kıldı.
KKTC Din İşleri Başkanlığı tarafından, Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin Larnaka Bölgesi'nde bulunan Hala Sultan Tekkesi'ne ziyaret düzenledi.
Mevlid kandili haftası dolayısıyla gerçekleştirilen ziyarete Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt, İskele, Lefke ve Vadili'den 20 otobüs seferi gerçekleştirildi.
Yaklaşık bin kadar ziyaretçi Lefkoşa Metehan Sınır Kapısı'ndan geçerek, Rum polisinin geniş güvenlik önlemleri altında Hala Sultan Tekkesi'ne ulaştı. Ziyaret sırasında dualar okundu, vakit namazları kılındı.
KKTC Din İşleri Başkanlığı Güney Kıbrıs Temsilcisi Şakir Alemdar burada yaptığı açıklamda, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in doğum ayında böyle bir ziyaretin gerçekleşmiş olmasının önemine işaret ederek, Hala Sultan Tekkesi'ne ziyaretlerin devam edeceğini söyledi.
Kıbrıs'ta birçok sahabi mezarının bulunduğunu işaret eden Alemdar, Allah Resulü'nün süt teyzesi Hala Sultan’ın, hem Kıbrıs için hem de tüm İslam alemi için çok önemli bir şahsiyet olduğunu bildirdi.
Ziyaret, Hala Sultan Tekkesi'nde kılınan öğle namazının ardından sona erdi.
Kabri Kıbrıs’ın Larnaka şehrindedir.
Osmanlılar Kıbrıs adasını 1570 senesinde fethedince,
Hala Sultan’ın kabri üzerine türbe, yanına cami yaptırdılar.
Hicretin 28. yılında, Hazret-i Osman döneminde
İslam Orduları ilk deniz seferini gemilerle Kıbrıs'a yaptılar.
Bu ilk deniz savaşına, bazı sahabiler ve hanımları da iştirak etmiş ve "Hala Sultan" bu seferde şehit olmuştur.
Peygamberimize yakınlığı sebebiyle Müslümanlar ona hep hürmet etmiştir.
Birinci dünya savaşına kadar buradan geçen Osmanlı gemileri onu top atışı ile selâmlanmıştır.
Kıbrıs'lı Türkler için "Hala Sultan Kabri ve Türbesi" önemli ziyaretgâhlardan biri olmuştur.
Türbe ve Camii,
Güney Kıbrıs’ın liman şehri Larnaka’nın “Memleha” olarak bilinen
“Tuz Gölü”nün kıyısındadır.
Hala Sultan olarak bilinen Ümmü Haram gerçekte peygamberimizin halası değildir.
Peygamberimize büyükannesi Selma tarafından akrabadır
ve sütannesi Halime'nin kızkardeşidir.
Bu nedenle kendisine teyze anlamında "halti" denilirdi, ifade zamanla Türkler arasında "hala"ya çevrilmiştir...
Hala adı buradan gelmektedir..
Hazreti Osman zamanında büyük bir İslam ordusu ve gönüllüleri Trablusşam’dan Kıbrıs’a hareket ettiklerinde,
yaşının hayli ileri olmasına rağmen, kocası ile birlikte Hala Sultan da bu sefere katılır.
Hala Sultan’ın görevi, yaralıları tedavi etmekti.
İslam ordusu Larnaka bölgesinde ilerlerken Cenevizlilerin saldırısına uğrar,
Hala Sultan attan düşer ve boynu kırılarak şehit olur ve oraya defnedilir.
İslam Tarihi bu seferler hakkında şu bilgiyi vermektedir: Müslüman donanmasının ilk hedefi Kıbrıs olmuştur.
Anadolu, Suriye ve Mısır için gerek ticari ve gerekse stratejik bakımdan büyük bir önem taşıyan
Kıbrıs’a 649 yılında ilk sefer yapılmış ve bu sefer neticesinde adanın Müslüman hakimiyetine geçmiştir.
Hala Sultan’ın kabri 1571 yılında Osmanlılar Kıbrıs’ı fethedince bulunmuş ve üzerine bir türbe inşa edilmiştir.
Türbenin çevresine 1795 te şadırvan,
1816’da cami yaptırılmak suretiyle küçük bir külliye oluşmuştur.
Türbenin dışında bir mezar daha vardır bu mezar
Hicaz Kıralı Hüseyin’in Türk olan karısına aittir.
Hala Sultan hakkında çok yaygın olan bir efsane vardır.
Hala Sultan eşi ile Filistin’e gittiklerinde,
bir Yahudi’nin kapısı önünde üç taş görür ve taşları satın alır.
Yahudi, “Taşları ne zaman kaldıracaksınız? ” diye sorunca Hala sultan, “Lazım olduğu zaman” der.
Şehit olduğu zaman bu taşlar Kıbrıs’taki kabri üzerinde görülür.
Yahudi, durumu öğrenip Kıbrıs’a gider ve taşları Hala Sultan’ın kabrinde görünce Müslüman olur.
Hala Sultan Türbesi, Kıbrıs’taki İslam varlığını teşkil etmesi nedeni ile adadaki Türklerin en önemli ziyaret yeri olmuştur.
1959’da onarım geçiren ve içine bir kütüphane yapılan türbe
1963’te Rumlar tarafından tahrip edilmiştir.
Yüzlerce, ziyaretçisi olan bu kutsal yer, günümüzde Rum tarafının insafına terk edilmiştir.
Camiyi ziyaret eden bir Türk gazeteci “Caminin içerisinde namaz kılarken halılardaki toz toprak tanecikleri alnımıza yapışıyor.
Minareye çıkarken merdivenlerdeki güvercin pisliklerini görünce içiniz sızlıyor. “ diye yazmıştır.
İşte “Kıbrıslı Hoca 1920 yıllarından atmışlı yıllara kadar bu türbenin türbedarlığını yapmıştır.
Bu görevden memleketi Ünye’ye döndüğü zaman hemşehrileri ona
“Şeyh Musa”
veya “Kıbrıslı “Hoca” diyerek vefatına kadar sevgi ve saygı gösterdiler.
1964 Yılında hakkın rahmetine kavuştu o vasiyeti üzerine hocası
Yusuf Bahri Taslı Hocanın ayakucuna defnedildi.
Allah rahmet eylesin….
Kıbrıs'ın Manevi Sultanı Hala Sultan
Kıbrıs’ın Müslümanlar için maddi olduğu kadar manevi yönden de büyük bir önemi vardır. Peygamber Efendimiz’in Hala Sultan denilen Ümmü Hiram ile bir konuşması ve devam ede gelen hadiseler manzumesi sonucunda Müslümanlar için manevi yönden fevkalede önemli bir mevki haline gelmiştir. Eba Eyüyub el –Ensari Hazretleri İstanbul’a ne büyük bir kıymet bahşetmişse Hala Sultan da Kıbrıs’a aynı şerefi kazanmıştır.
Şöyle ki: Hazret-i Peygamber zaman zaman süt halası olan (bazı rivayetlerde süt teyzesi) Ümmü Hiram validemizi Medine’deki evinde yüce misafirine yemek ikramında bulunmuşlar. Sonra Peygamber Efendimiz orada bir müddet istirahat ederek uyuduktan sonra gülümseyerek uyanmışlar.
Ümmü Hiram: “ Ya Resulullah niçin güldünüz?” diye sorunca cevaben:
“Rüyamda bana ümmetimden bir kısmını deniz üstünde – padişahların tahtlarına kurulduğu gibi- gemilere kemal-i ihtişamla binerek Allah yolunda deniz cihadına gittiklerini gösterdiler de ona gülümsüyorum” buyurdu. Ümmü Hiram:
“Ya Resulullah! Dua et ben de onlardan olayım” deyince Peygamber Eendimiz:
“Yarabbi bunu da onlardan eyle! diye dua buyurdular.
Kayı V kitabından alınmıştır.




